14 Mart 2013 Perşembe

Düğün Hikayesi Magazin

Nasıl anlatsam bilemiyorum. Anlatamayacağım kadar yoğun dönemler geçirdiğimiz için bazen bir blog yazdığımı bile unutuyorum :) Düğün Hikayesi'nde yaptığımız çalışmalar vaktimizin çoğunu alıyor açıkçası. Bu çalışmaların sonucu olarak da bir düğün hazırlıkları dergisi çıkardık. Umarım beğenirsiniz.

Düğün Hikayesi Magazin'i online olarak ücretsiz okumak için: http://www.issuu.com/dugunhikayesi/docs/dhmagazinsayi1


17 Ocak 2013 Perşembe

Hangi Fotoğraf Makinesini Almalıyım

Bu sefer konu tamamen benimle ilgili. Ortalama haftada 1 adet ekipmanla ilgili soru geliyor e-posta adresime ve elimden geldiğince yönlendirmeye çalışıyorum. Kimi zaman uzak kaldığım konularla ilgili olan sıkıntılarda da öncelikle bir miktar araştırma yapıp cevap vermeye çalışıyorum. Bu cevapları da her seferinde sanki kendime ekipman alacakmış gibi değerlendiriyorum.

İşin komik yanı aynı sıkıntıya ben düşmüş durumdayım. Geçen yıl elimdeki tüm ekipmanları yenilemeyi düşünürken askerlik kararı aldırdım ve bu seneye bırakmıştım bu işi. Şimdilerde ise her gün fiyatlara bakıp karar vermeye çalışmak cidden kendi adıma yorucu bir durum. Öyle ya, başkasının parasını harcamak kolay :)

Ne kadar bütçe belirlediyseniz belirleyin sonuçta kısıtlı bir bütçeniz var demektir. O bütçeyi de olabilecek en iyi şekilde değerlendirirken sürekli bir artı beraberinde bir eksi getirir. Bu arada basitçe bir liste yapıp bunu da sizle paylaşmak istedim. Yaptığım listeler de tamamen Nikon'a ve genel kullanıma yönelik. Özel durumlar için (örneğin kuş fotoğrafçılığı, makro fotoğrafçılık) farklı kombinasyonları denemeniz gerekir.

MÜTEVAZİ BÜTÇE
Nikon D3200 DSLR Fotoğraf Makinesi + 18-55 VR
2000 TL
Amatör Tripod
100 TL
Toplam
2100 TL


ORTA SEVİYE BÜTÇE
Nikon D7000 DSLR Fotoğraf Makinesi
2700 TL
Tamron 17-50 f/2.8 Di-II
800 TL
Profesyonel Standart Tripod
200 TL
Toplam
3700 TL

YÜKSEK BÜTÇE
Nikon D600 DSLR Fotoğraf Makinesi
6500 TL
Sigma 24-70 f/2.8 IF EX DG HSM
2000 TL
Profesyonel tripod + başlık
500 TL
Toplam
9000 TL


Tripodlara marka ve model yazmamamın sebebi yazdığım fiyatlarda yaklaşık aynı ürünlerin bulunması. Ayrıca kafa konusu da sizin tercihinize kalıyor.

Geniş açı, makro veya tele lensle ilgili de daha sonra yazayım, en azından yazı çok uzamamış olsun.

Not: Yukarıdakiler tamamen benim tercihimdir, bağlayıcılığı yoktur.
Not2: Ben kendime ne alacağıma hala karar verebilmiş değilim, yenilemek baştan almaktan daha zor bir süreç sanırım :)

5 Eylül 2012 Çarşamba

Tepkisel Durumlar

Uzun zamandır yazılar ekleyemediğim bloga 1 ay önce tekrardan bir şeyler yazmaya başladım gibi. Ancak yaşadığım yoğunluktan çok da fırsat bulamadığım için olsa gerek eskisi kadar sık girdi yapamıyorum. Yine de bu dönemde e-posta ile gelen sorulara elimden geldiğince cevaplar vermeye çalıştım.

Tepkiler de aslında bir ay önce yazdığım şu yazıdan ötürü geldi. Aksini iddia edip fotoğraf çekme işini kendi ellerinden bırakmak istemeyen bir takım arkadaşlar da dolaylı yollardan eleştirmeye çalıştı.

Nedenini anlayamadığım şekilde böyle bir sorunu vardır bizim fotoğrafçı arkadaşların. Kendilerine rakip olabileceklerini düşündüklerinden midir nedir bir türlü paylaşmak istemezler hobilerini. Halbuki herkesin fotoğraf çekip çevreyi daha iyi farketmelerinin ufkumuzu açma ve bakan gözlerden gören gözlere dönüşeceği inancında olanlardanım.

Neyse, en azından bir şekilde bazı durumlara tepki verme gibi reflekslerimizin olması da güzel, her ne kadar bu refleksler genelde "Hıh, sildim seni facebooktan twitterdan" şeklinde ilerliyor olsa da.

İşin özü, siz bol bol fotoğraf çekin efendim, önemli olan budur.
Fotoğraf: Ev stüdyomuzda çekildi, misafir olarak gelen arkadaşların genel olarak yaptığı şeydir. "Hadi beni çeksene" diye başlar cümleler, eh bazen de hoşumuza giden bir şeyler çıkabiliyor :)

24 Ağustos 2012 Cuma

Ansel Adams (20.02.1902 - 22.04.1984)

Yüksek kontrastlı ve keskinlik içeren peyzaj/doğa fotoğraflarıyla tanınan usta fotoğrafçı kendinden önce gelenlerin aksine sert ışığı kullanarak çalışmış ve Amerika milli parklarını görüntülemiştir. Her ne kadar ölçülerinden ötürü taşıma ve kurulum zorluğu, ayriyeten yüksek maliyetler içerse de büyük format fotoğraf makinelerini yüksek çözünürlük sağlamasından dolayı tercih etti.

1916 yılında Yosemite Milli Parkı'nı ziyaret etmesiyle başlar aslında her şey. Adams, vadiyi ilk gördüğü anın ihtişamından, her mucizeyi bir başka mucizenin takip ettiğinden ve her yerde ışık olduğundan bahseder. Onun için yeni bir çağın başlangıcıdır bu. Babasının ona verdiği Kodak Brownie Box ile heyecanla fotoğraflar çeker ve bir sene sonra daha iyi bir kamera ve tripod ile geri döner Yosemite'ye. 1927 yılında da 18 fotoğraftan oluşan ilk portfolyosunu sunar (Parmelian Prints of the High Sierras).

Onlarca fotoğraf kitabı, teknik kitapları, ödülleri ayrıca Harvard ve Yale Üniversitelerinden Doktor ünvanı vardır. 
Türkiye'de çok fazla yayını ile karşılaşmadım açıkçası. Bazı fotoğraflarına internetten ulaşmak mümkün, kendi web sayfasında da örnekler bulabilme şansınız var.

***

Ansel Adams fotoğraf çekimini bir sisteme bağlayarak "zone sistemi" geliştiren kişidir. Kısaca bahsetmek gerekirse zone sistem ışığı ve tonları inceleyerek sonucun nasıl olacağını kavrayıp ona göre pozlama yapmak anlamına gelmektedir. Günümüz fotoğrafçılığı için size çok gereksiz gelebilir belki ancak bundan 70 yıl önce negatif film üzerine görüntülerin alınıp karanlık odada yine kimyasal işlemlerle karta basıldığını düşünürsek fotoğrafçılıkta çığır açtığını hiç çekinmeden söyleyebiliriz.

Aktif olduğu dönemlerde belgesel fotoğrafçılık, foto röportaj, sosyal fotoğrafçılık gibi kavramlar ön plana çıkarken eleştiriler almasına karşılık o yine de en iyi bildiği işi yani doğa fotoğrafçılığını tercih etmiştir.

Station arabasının üzerine bir fotoğraf makinesi monte ederek dolaşmış, bu hem ona taşıma kolaylığı hem de daha yüksekten görüntüler elde etmesi konusunda yardımcı olmuştur. Bir kaynak bulamamış olsam da katırla fotoğraf makinelerini taşıyıp dağ tepe dolaştığı da anlatılanlar arasında.

Renkli filmle çok az çalışması bulunan fotoğrafçının neden siyah-beyazdan vazgeçmediği hakkında bir takım rivayetler vardır. Birincisi siyah-beyaz fotoğrafın ruhu daha iyi yansıttığı, fotoğrafçının daha iyi dikkat kesilebildiğini düşündüğü ile ilgilidir. İkincisi ise fotoğrafın çekim ve baskı anındaki tüm kontrolün kendisinde olmasını isteyen usta, renkli fotoğrafta aynı ustalığa erişemediği için tercih etmemiştir.

Adams'ın ölmeden önce renkli fotoğrafta da ustalaşmayı, renkleri kontrol ve manipüle edebilmeyi dilediğini belirten bir itirafta bulunduğu söylenir.

* F/64 isimli grubun içinde yer almıştır.
* Sık sık koyu kırmızı filtre kullanmıştır.
* Korona View Camera ile çektiği fotoğraflarla ilk sergisini açmıştır.
* Son dönemlerinde tercih ettiği makine Hasselblad marka olmuştur.
 * 1950'lerde polaroid marka kameralarla çalışmış (yaklaşık 20 yıl boyunca) ve hatta 1978 tarihli "Polaroid Land Photography" adı altında da bir kitabı bulunmaktadır.

Fotoğraflardan yukarıdan aşağıya:
1- Ansel Adams Büyük Kanyon'da kamerasını hazırlarken (1950)
2- Yosemite Vadisi (1945)
3- Snake Nehri (1942)
4- Jeffrey Pine (1940)

2 Ağustos 2012 Perşembe

Hocam Sen Çok Yanlış Anlamışsın

Benzer konular hakkında daha önce de yazmıştım sanırım. Gerek twitterda gerekse facebookta sık sık eleştirdiğim noktalardan birisi aslında bu.

Üstad fotoğrafçı arkadaş (genelde de bilmem kim photography diye geçinir kendileri) ekipman gerekliliği hakkında nidalar atar. Ucuz-eski ekipmanı olanları da "hehe" diyerek eleştirmeye çalışır. Takip ediyorsanız bilirsiniz, kısa zaman önce Nikon D800 modelini piyasaya sürdü ve Canon da 5D Mark III serisini. Bu kameraları bir an önce gidip almak gereklidir onlara göre (İkisinin de sadece gövde fiyatları 9000 TL civarı). Tabii ki bunlara göre en uygun lensleri set halinde alıp küçük bir servet ödemeniz lazımdır. Hatta stüdyolar kurmalı, onun için de bir miktar para bayılmalı, daha iyi fotoğraf çekmelisinizdir dir dir.

İşim gereği yurtdışında yapılan fotoğraf işlerine de göz atıyorum, hatta çoğu zaman kamera arkası görüntülerini de izlerim. Aynı yarım saat içerisinde neredeyse bir apartman dairesi parasına kurulmuş stüdyo seti (bunu yapan bizim memleketin insanı, paylaşan da ekipman gerekliliğini savunan arkadaşlardan birisiydi) ile çok mütevazi bir stüdyoda (bu da ünlü bir rus fotoğraçı abimizden) yapılmış iki işi ve onların kamera arkasını izleme şansım oldu. Tek başıma izlemiş olsaydım değerlendirmemin öznel olacağını düşünebilirdim ancak beş-altı fotoğrafçı arkadaşım daha benimle beraber izledi. Sonuç mu? Aradaki farkı kelimeler anlatamaz (İspatlamak için linkleri vermek isterdim ama sorun yaşamak istemem, en iyisi vimeo veya youtube gibi sitelerde aratın, kendi gözlerinizle görün).

Ara Güler'in bir sözü gelir aklıma hep bunlar polemik konusu olduğu zaman: "Ben Singer dikiş makinesiyle bile fotoğraf çekerim!"

Dünyanın en iyi steteskopunu size versek en iyi hekim olabilir misiniz? Yahut en hızlı motorsikletle iyi bir yarışçı? Paha biçilemeyen tablolarını yaparken Picasso çok özel fırçalar mı kullandı? Aynı fırçayı verseler peki bana ressam olabilir miyim?

Bir zaman önce Düğün Hikayesi için ofise gelen müşteri doğrudan "Hangi ekipmanları kullanıyorsunuz?" diye sordu. Ayça Hanım pek hoşlanmaz para, ekipman ve sair konulardan konuşmaktan. O sadece yapacağı çekime ve işin güzelliğine odaklanmaya çalışır. Ben de orada olduğum için cevap verme şansım doğdu. Sadece şunu sordum, "Hangi ekipmanları kullanmamızı istersiniz?" Öyle ya, madem konu hakkında çok bilgin var, öner sen bana. Ben de ona göre elimdekilerden birisini seçeyim değil mi? Sadece kekeledi. Google bilgileri ve birkaç fotoğrafçı (kendilerine göre photographer) arkadaşın saçmalığından ibaretti olay.


Konuyu özetlemek gerekirse elbette ki daha iyi ekipmanlara sahip olmayı hepimiz istiyoruz. Özellikle biz fotoğrafçılar bunu bir miktar da gereklilikten dolayı yapmak zorunda kalıyoruz. Siz boşuna üzülmeyin, daha iyi kamera daha iyi çekecek diye bir kaide yoktur. Fotoğrafı ekipman çekmez, insan çeker.

Yani, "Hocam sen bu fotoğrafçılık işini gerçekten çok yanlış anlamışsın!"



Yukarıdaki fotoğraf da Ansel Adams'a (1902-1984) ait. Gelmiş geçmiş en iyi fotoğrafçılardan (özellikle peyzaj konusunda) kabul edilen bu ustanın önündeki kamera bugünün teknolojisinden ne kadar uzakta hepimiz farkındayız. Peki sonuçlar? Madem başladık, bir sonraki yazımızda bu usta fotoğrafçıdan bahsedelim.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

The Glocal Museum

The glocal museum...

Global ile local'in karması gibi. Üç ayda bir hem ingilizce hem de türkçe olarak yayınlanacak yeni bir e-dergi. Lakin bu bildiğiniz toplama e-dergilere benzemiyor, bir felsefesi, duruşu olan, manifestosu ve ilk sayısındaki fotoğrafları ile bir hayli ilgi/tepki toplamış bir siber yayın. Sevgili arkadaşım Süleyman Duman da yazısı ve fotoğrafları ile yer alıyor ayrıca.

İlk sayısında isveç ekolü ağırlıklı, bir göz atın derim efendim.


Unutmadan not düşeyim, kuramlara çok takılmayın, yoksa fazla entel yapabiliyor adamı (Süleyman sevgilerimle).

Ayrıca güzel devletim ona hizmetimi bir süre de silahlı kuvvetler çatısı altında sürdürmem gerektiğini söylediği için şöyle bir gittim geldim, baktım ki blog da yerinde. Ee o zaman ne duruyoruz, paylaşmaya devam değil mi...

Bu da teknoloji nimeti instagramdan bir kare :) Süleyman ile fotoğraf konuşurken. Çok eğlenmişiz. Fotoğraf: Bahar KÖK


31 Ağustos 2011 Çarşamba

2. Dönem

Aslında fotonominin misyonunu tamamladığına inanmıştım. Olabildiğince basit dille giriş seviyesi bazı konuları anlatarak faydalı olabilmek adına açtığım bir blogtu. Zaman içerisinde bu blog sayesinde o kadar çok e-postaya cevap yazar oldum ki bu da beni yeterince tatmin etti ve işte gerçekten sonuca ulaşmıştır diye düşünmüştüm.

Son yazının üzerinden 1.5 yıl geçti. Bu süre zarfında da uğraşmam gereken onlarca iş vardı ve gerçekten fırsat bulamadım. İnsan bir blog girdisi yapmaya bile fırsat bulamaz mı? Bulamıyormuş efem. Hele bir de her yazıyı bir hata yapmayalım, biraz daha anlaşılabilir yazayım diye uğraşırken zorlayıcı olabiliyordu.

Şimdi sanırım 2. döneme geçiyoruz. Artık aklıma gelen fotoğrafla ilgili her konuda kişisel görüşlerimi de dile getirerek yazmaya başlıyorum, artık vakit olarak da daha müsaitim efem. Sorularınızı yine her türlü iletişim kanalından sormaya devam edebilirsiniz.

Hepinize iyi bayramlar dilerim.



Fotoğraf: TCDD Garı, Ankara-2008 Kamera: Mamiya RB 67 ProS

26 Şubat 2010 Cuma

Fotonominin 1. yılı ve Bloxoo Günün Blogu Seçimi

Bir haftadır blogger'ı açıp duruyorum, hazır bir miktar rahat gibiyken ufak tefek karalayayım diye. Bir baktım ki 1 sene olmuş, geçen sene 23 Şubat'ta "Merhaba Blog" başlıklı yazı ile size ilk selamı vermişim. Bu aralar bana e-posta ile soru soran da yok, olmayınca da "acaba ne yazmalıyım" konusuna kilitlenip kalıyorum. Sık sık dile getiriyorum gerçi, kişisel bloga çevirmeme çabamı, her neyse...

Az önce bir e-posta geldi, "Tebrikler, günün blogu seçildiniz!" diye, fotonominin birinci yılında bloxoo'da günün blogu seçilmişim, hoş bir duygu.

Blogu açarken amacım insanlara kendi dilimizde ve olabildiğince anlaşılır bilgiler vermekti. Bir miktar işe yaradığını düşünüyorum, özellikle teşekkür postası aldığım zaman gerçekten yüzümde oluşan gülümsemeyi görmeniz gerekir.

Tabii ki günlük hayatın getirdikleri bazen sizi yaptığınız diğer işlerden uzaklaştırabiliyor. 2 aydır Düğün Hikayesi'nde "Kış Kampanyası" adı altında bir indirim uyguladık. Bu dönemde gelen mesajlar, evlenecek çiftlerle görüşmeler derken bir hayli yoğun geçti. Şimdi de kampanyanın son günleri, yoğunluğu bir miktar atlatır mıyız? Sezon yaklaştıkça daha da artacak. Neyse ki tatlı yorgunluklar ve neyse ki Ayça Hanım ile beraber birşeyler yapmaktan ve fotoğraf çekmekten inanılmaz keyif alıyoruz.

Kardı, kıştı derken arkadaşlarla bir fotoğraf projesine kalkıştık ama sanırım patladık, daha onun moral bozukluğunu atlatamadan şimdi yeni bir projeye başladık, konu hakkında bilgi vermiyoruz elbette :) Ancak çift kişilik, bir miktar kurgusal ve bir miktar da belgesel bir çalışmanın içine düştük bile.

Çocukluğumda kullandığım fotoğraf makinesini arıyordum uzun zamandır, birçok şeyi kaybettiğim gibi onu da kaybetmiştim. Neyse ki ebay'de İngiltere'de bulduk ve aldık. Şimdi bu küçük ve sevimli filmli makinemle fotoğraflar çekeceğim bir süre, bakalım ne olacak.

Yakın zamanda fotoğraf yayınlarıyla ilgili tanıtım yapabilme ihtimalim var, bir de ekipmanlarla ilgili inceleme de yapabilirim. Aslında bu konuda yeteri kadar kaynak var ama genelde ingilizce. Gerçekten sabır ve emek istediği için fazlaca da gözüm yemiyor açıkçası.

Ben buralardayım, e-postalarıma sürekli cevap vermeye çalışıyorum, twitter'da fazlaca aktif değilim ama gerek facebook'ta gerekse deviantart'ta beni bulabilirsiniz.

Herkese iyi hafta sonları efendim.

5 Şubat 2010 Cuma

FSK Makro Fotoğrafçılık Atölyesi

Biliyorsunuz, sırf yazmış olmak için önüme gelen etkinliği, sergiyi burada yayınlamıyorum. İnandığım veya ilgimi çeken bir şey olursa da paylaşmaya çalışıyorum. Fotoğraf Sanatı Kurumu'nda makro atölye başlıyor. Makro fotoğrafçılığa ilginiz varsa kesinlikle kaçırmayın derim efendim. Özellikle Göker Hocam ve İlker gibi iki kişiden bu eğitimi alabilmek büyük şans olacak.

FSK, Ankara'da, Demirtepe'de (Kızılay'a çok yakın).

Eğitmenliğini Göker Müftüoğlu ve İlker Şahin'in yapacağı Makro Atölyesi için başvurular başladı.

Atölye 15 Şubat 2010 tarihinde başlıyor.

Başvuru için lütfen saat 14:00'den sonra 230 4616 nolu telefondan bilgi alınız.

-------------------------------

Makro Atölyesine katılım için aranan koşullar :

1. Temel Fotoğraf Eğitimi almış olmak (kesin)
2. Macro fotoğrafa ilgili olmak
3. Macro ekipmanına sahip olmak

Eğitim Programı :

1. Makro fotoğraf ekipmanları:
a. close-up lensler
b. extension tüpleri
c. körükler
d. makro objektifler
e. tripodlar
f. flaşlar
g. yardımcı ekipmanlar

2. Sahada ve iç mekanlarda makro çekim teknikleri
a. net alan derinliği kontrolü
b. arka plan düzenlenmesi

3. Makro fotoğrafta ışık ve kompozisyon
a. makro kompozisyon
b. flaş kullanımı
c. doğal ışık ve reflektör kullanımı


18 Ocak 2010 Pazartesi

Tekel İşçileri

Devlet önce bir işletme kurar, ardından bu işletmeye çalışmak için işçiler alır. Sonra bu işçilere belirli bir yaşam koşulu verir. Bu insanlar bu yaşama şartlarına alışırlar. Arkasından devlet diğer sattığı kurumlar gibi bunu da satar, tıpkı miras kalan çocuğun babasının tarlalarını, arsalarını, iş yerlerini satıp arkasından fakirliğe geri döndüğü gibi. Satılabilecek herşey satılır ve bu paralar boşa harcanır. Artık gelir kaynaklarınız bitmektedir ve hatta gelirleriniz yabancı ülkelere akmaktadır.

Ardından da devlet bu işçileri "atıl" diyerekten işten çıkarmak ister, ellerine sözüm ona bütün haklarını vererek. Siz yıllarca çalışırsınız, emekliliğiniz, sosyal haklarınız, yaşamınız ona göre planlanmıştır. Size bir gün kıdem tazminatınız verilerek git derler ve uydurma bir düzenleme ile ayda 3 kuruşa çalışmanız istenir.

Tekel işçileri aslında hepimizin sesi. Bilmeliyiz ki günümüz Türkiye'sinde bizler de birer potansiyel tekel işçisiyiz yani işsisiz yani aşsısız yani açız...

Fazlaca vakit ayıramadım kendilerine. İzmir'den gelmişti Mustafa Ağabey. "Hangi gazete" diye sordular. "Serbestim ben" dedim. İki satır sohbetten sonra "Çekiyorsunuz çekiyorsunuz yayınlamıyorsunuz" dediler. Kimsenin maçası yemiyordu bu ülkede ses çıkarmaya, sindiriliyorduk. Medya, insanlar, memurlar, işçiler. Her türlü haksızlığa göz yumacak kadar sinmiş vaziyetteydik. "Ben" dedim, "Elimden gelen sessizce çığlık atmak, çektiğim fotoğrafları göndereyim size, bir de hatıra fotoğrafı çekeyim şöyle isterseniz."

Gelecek hakkında umudu olmayan insanlar topluluğu olduk. Hiçbir beklentimiz kalmadı, savaşlar olacak, insanlar ölecek, iklimler değişecek ve bu şartlarda dahi "Padişahım çok yaşa" diye bağıran şakşakçılar yer alacak yanıbaşımızda.

Açalım, açılın, açılım... İnsan açılımı yok mu bu ülkede?

Not: Bilgisayar başına bile geçmeye fazlaca fırsatım yok, e-posta ile soru soran arkadaşlar, unutmadım sizleri merak etmeyin :)

11 Ocak 2010 Pazartesi

Fotoğraf Çekmek-15 (Evde basit ışık düzeni kurulumu-2)

Evdeki Işık Düzeneği İçin Ampul Seçimi

Duygu'nun 2. sorusuna geçelim şimdi.

---Fotoğraf lambası hakkında biraz daha detay bilgi verebilir misin?

Tek cümle ile açıklayayım, üzerinde "daylight" yazan ampulu seçin. Yani gün ışığı renginde olsun. Marka model çok önemli değil ancak bildik markayı alın ki sonradan üzülmeyin, bir miktar güçlü olması tercih sebebi.

Bizim aldığımız ampulün aslı agrandizör ışığı. Yani karanlık odada fotoğrafları eski usül kağıda basarken kullanılan ampul. Bu ışığın özelliği eşit yayılımlı, önünde marka, model yazmayan (kenarında/boyun kısmında yazıyor) güçlü olması. Teknik veri olarak kutuda birşey yazmıyor ama internette kısa bir araştırma ile 2800-3000K renk sıcaklığında olduğunu gördüm. Bizim yaptığımız çekimlerde ise yaklaşık 5500-6000K değer verdi. Yani gün ışığı değerleri (Bunlar nedir ki diyenler buraya).
Masa lambamı yaktığım çekim. Odaya giren kelebeği çekebilmek adına uğraşırken masa lambasına güçlü bir ampul takmıştım ve arkasından koku ve dumanın ortasında kalmıştım.

Basit ev stüdyomuzun maliyeti (yahut getirisi)

Burada bazı şeyleri anlatırken sizin hali hazırda profesyonel bir fotoğrafçı olmadığınızı, ülkenin ekonomik şartları altında zaten üç kuruşluk keyfinizin büyük kısmını yaşamak için harcadığınızı varsayarak basit ama etkisi azımsanmayacak çözümler üretmeye çalışıyorum. Şöyle ki basitçe bir beyaz fon sistemi+reflektör+ışık için evinize 1000-1500 dolarlık bir düzenek kurmak istemeyeceğinizi düşünüyorum. Zaten bunu harcamak istiyorsanız bir mağazaya gidip parasını verip alırsınız. Zira burada bu parayı harcamadan da yaklaşık etkileri görmek adına bunları anlatmaya çalışıyorum.

Dünkü ve bugünlü yazılardaki düzeneğin açıklamaları ve maliyeti:

Fon kağıdı: 25 kuruş. Her kırtasiyede bulunuyor. 70x100 cm olanlar gayet iş görür. Her rengi de bulunmakta. Bir kaç tanesini birleştirip duvarınızda portre fonu da yapabilirsiniz (Denenmiştir).

Araba Güneşliği: Yapı marketlerde 2.5-3 liraya satılıyor. Genelde çift taraflı. Bir tarafı soğuk (gümüş) diğer tarafı da altın rengi olanı bulursanız (altın rengi ile portrelerde sıcak bir görüntü oluşturabilirsiniz) yeme de yanında yat. Ortalama 60 lira karınız var.

Dosya kağıdı: 5 kuruş civarı :) Beyaz dengesi ayarından tutun yansıtıcı olarak kullanmaya kadar birçok faydası var aslında. Ne demiştik, hiç bir işimize yaramasa bile not tutmaya yarıyor çekim esnasında.

Masa Lambası: 10-15 liradan başlayıp ilerleyen fiyatlara sahip. Masa lambamızı sadece fotoğraf için değil diğer ihtiyaçlarda da kullanabilecek olmamız ayrıca avantaj. Eğer güçlü bir ampul kullanacaksanız biraz paraya kıyıp soğutmalı olanlarını tercih etmeniz gerekebilir. Zamanında çekim sırasında masa lambası yakmış birisi olarak söylüyorum.

Ampul: Yukarıda zaten yazdım bir miktar. Ampulünüz mümkünse halojen, eşit dağılımlı, gün ışığı (daylight) olsun. Tasarruflu olmasında bir sakınca yok. Kullandığımız ampullerden bir kısmı GE'nin tasarruflu ampulleri, onlar da bir miktar yüksek maliyetli ancak hem enerji tüketimi hem de ömür boyu garanti vermesi adına bir kerelik masraf olarak nitelendirebilirsiniz.

Bu aralar bu kadar sık yazı yazabileceğimi zannetmiyordum, belki biraz sıklığı azalabilir. Lütfen mazur görün.

Fotoğraf Çekmek-14 (Gölgeleri Yumuşatmak)

Bir önceki yazıda gölgeleri yumuşatabileceğimizden bahsetmiş ve bununla ilgili de bir yazı yazacağımı söylemiştim. Yaklaşık iki ay kadar önceki bir yazıda da dosya kağıdının (bildiğimiz A4) bir faydasından bahsedip daha da faydaları olduğunu yazacağımı belirtmiştim. Az önce de Duygu şöyle bir soru yöneltmiş.

"- Gölgelerin nesnelere derinlik kattığını gözlemledim senin eklediğin örnek fotolarda. Bu yuzden acaba golgeleri yok etmeden ama nesnelerinde arkasını hafif aydınlatmak için ne yapabiliriz?
- Fotoğraf lambası hakkında biraz daha detay bilgi verebilir misin?
- Bu tür lambalar kullanacağımız zaman ortam karanlık mı olmalı yoksa gün ışığı giren bir odada bu çekimi yapabilir miyiz?"

Hepsinin cevabını vermeye çalışayım.
Gölgeler elbetteki nesnelere derinlik katar ve biz fotoğrafçılar gölgeye ve yatay ışığa tabiri caizse bayılırız. Ancak öyle zamanlar vardır ki bu gölgelerin bu kadar koyu ve sert olmasından rahatsız oluruz. Belki görmüşsünüzdür, elinde yuvarlak parlak birşeylerle çekim yapan fotoğrafçıları (Hatta moda çekimlerinin kamera arkalarında dikkatinizi çektiyse boyu kadar levhalar tutan adamlar vardır). İşte bizim üstteki düzeneğin sağındaki araba güneşliği ve altta duran dosya kağıdımız reflektör (yansıtıcı) görevi üstlenerek gölgelerin yumuşamasını sağlayacak.

Özellikle küçük objeler, el sanatı ürünleri, yemek vs. çekerken sert gölgeler bizi çok huzursuz eder. Böyle durumlarda herhangi bir yapı marketten 2.5-3 liraya alacağınız araba güneşliği yardımınıza yetişir.
Üstteki fotoğrafta hiçbir yansıtıcı kullanılmamışken alttaki fotoğrafta elimizdeki yansıtıcı uygun pozisyonda tutulup gölgenin yumuşaması sağlanmıştır. İki fotoğraf arka arkaya, aynı ayarlarla çekildi. (f/5,6 - 1/125 sn.)

Yansıtıcımızı ışığa göre açı vererek uygun pozisyona getirmemiz gerekiyor. Yani en üstteki düzenek fotoğrafında yansıtıcımız işlevsiz durumda. Üst tarafını biraz kaldırınca zaten gözümüzle de gölgenin azaldığını, hatta yakınlaştırıp uzaklaştırarak yok edebildiğinizi farkedeceksiniz.

----***----***----

İkinci soruya bir sonraki yazıda cevap vereyim, toplam olarak uzun oldu çünkü.

----***----***----

Bu tür lambaların karanlık mı yoksa gün ışığı giren bir odada mı kullanılması gerektiğine dair cevabım ise bir miktar karmaşık olacak (İçinizden geldiği gibi davranın demeyi çok isterdim).

*** Gün ışığı varsa ve düzgünse lamba kullanmamayı tercih ecin.
*** Gün ışığı yetersiz diyorsanız lambayı gün ışığının gölgeleri yumuşatacağı bir kenarında kullanmak daha hoş bir etki yaratır.
*** Akşam çekim yapıyorsanız ve lambanız yeteri kadar güçlü değilse diğer ışık kaynaklarını kapatmanız doğru beyaz dengesi açısından avantaj sağlar. Ancak gölgelerin azalması adına yine diğer ışık kaynağının (tavandaki lambanız) açınıza göre çekim masanızı kurun.
*** Işığınız yeteri kadar güçlü ise çevresel faktörlerden etkilenmeyecektir. Misal bir fotoğrafçı flaşla çekim yaparken ışıklarını kapatmaz.

En üstteki fotoğrafta çevre karanlık gözüküyor değil mi? Halbuki salonun lambası açık, bilgisayar ekranı ve televizyon da açık. Masa lambasının verdiği ışık fazla olduğu için fotoğrafta çevre karanlık gibi gözükmekte.

Farklı ışık kaynaklarından gelen renkler farklı olacağı için tek tip ışık kaynağı kullanmak genelde esastır. Ancak herşeye rağmen doğru ayarı yapabilme ihtimalimiz her zaman vardır diyebilirim.

Herkese iyi haftalar tekrardan efendim.

10 Ocak 2010 Pazar

Fotoğraf Çekmek-13 (Evde basit ışık düzeni kurulumu)

4 gün önce yazdığım yazıda bir ampül aldığımızdan ve bununla ilgili yazı yazacağımdan bahsetmiştim. Tek ışıklık en basit düzeneğe örnek vermek adına birkaç satır ve birkaç fotoğraf ekleyeceğim şimdi.
Basit düzeneğimiz üstte görüleceği üzere bir adet masa lambası, altta kutusu görülen Philips Photocrescenta ampül, beyaz bir fondan (şu anda bir afişin arka yüzü) oluşuyor. Özellikle akşam saatlerinde çekim yaptım ki etkinin daha belirgin şekilde görülmesi için.
Ampülü Ulus'ta Konya Sokak'tan 25 liraya aldık. Fiyat konusunda bir bilgim yok, piyasada nedir, kaça satılır. Ancak böyle bir ışık kaynağı için güzel bir fiyat. Masa lambasını da 25 liraya aldık ancak bir miktar zorlanma belirtileri gösteriyor. Siz eğer daha kaliteli veya soğutmalı bir masa lambası kullanırsanız sorunu daha rahat aşarsınız. Bizdeki soğutmalı lambalar bir miktar büyük olduğu için küçük obje çekimlerinde yeni aldığımız masa lambası gayet de iş görüyor (Çekim dışında kapatmak şartı ile).

Yakın plandan telefon çekimi. Açınızı değiştirerek gölgeleri kaybedebilir ve ürününüzü veya fotoğraflamak istediğiniz objeyi daha kolayca çekebilirsiniz. Genelde ışığı objenin ön tarafına doğru vermeniz işinizi kolaylaştırır. Masa lambasının portatif olması size taşıma ve herhangi bir yere hareket ettirme kolaylığı da sağlayacağı için evde kullanmak adına ucuz ve güzel bir düzenek.Üstteki fotoğraf da Ayça'dan. Yaptığı örgü çantasını direkt olarak bu ışık kaynağı ile çekti. Şurada ve şurada da örnek çekimler var.
Peki şu sağa düşen gölgeleri ne yapacağız? Elbetteki ilk çözümü gölgeleri engellemek adına ek olarak daha yumuşak bir ışık kaynağı veya aynı ışıktan bir adet daha kullanmak. Ya da gölgeleri yumuşatmak için yapabileceğimiz basit bir çözüm daha var. Onları da bir sonraki yazımızda (yarın) anlatmaya çalışacağım.

Herkese iyi haftalar dilerim efendim.

7 Ocak 2010 Perşembe

Tepki

Zamlara tepki için Başak Hanım blogunda bir yazı yazmış. Ayça Hanım da bunu destekler nitelikte bir yazı ile devam etmiş. Bu sözleri desteklememek elde değil. Ben de konuyu desteklemek adına bir yazı yazmayı ancak bir miktar daha farklı bir açıdan yaklaşmayı yeğledim.

Birkaç yıl önceydi. Sokaklarda ne kadar çocuk çalıştığının ne farkındaydım aslında ne de çok umursar bir durumdaydım. Aileler neden çocuklarını zor şartlarda çalışmaya zorlar ki diye hayıflanır dururdum hatta. Sonra birden bir gün elimdeki çikolatayı sokaktaki çocuklara vermemle ve onların çikolatayı hiç yememişçesine -belki de hiç yememişlerdi- ağızlarına sokarak yediklerini görünce bir anda mutluluğu ve sıkıntıyı aynı anda hissettim. Bu olayı yaşadığım yer Başkent idi; ne Doğu'nun ücra bir kasabası ne bir köy yeri ne de fakir/aç/gariban diye tabir edilen yurdum köşelerinden birisi değildi. Bildiğimiz Başkent, Ankara...

O günden sonra hem gözümün gördükleri hem de objektifime girenler bir anda değişmeye başlamıştı ve sanki bütün yurdu, özellikle metropol diye tabir edilen mega köylerimizi bir anda çalışan çocuklar basmıştı. Her yerdeydiler, her köşe başında, her durakta, her meydanda. "Abi beni de çek diye bağırıyorlardı" sürekli. (Elinizde fotoğraf makinesi ile gördüklerinde ve özellikle de simanız tanıdık ise bu sözü sık sık duyarsınız).Fotoğraf çekip gitmek yapabileceğim birşey değildi artık, çekip gitmek sonuçta. Sanki kurbanının cesedine geri dönen katil misali bir çocuğun fotoğrafını çektiğim yerler geri çağırır oldu beni, kimi zaman elimde bir baskı ile kimi zamansa küçük bir şekerleme veya çikolata ile. Sohbet ettikçe aslında diğer çocuklardan farksız olduklarını daha iyi anlamaya başladım. Onların da vardı birer hayatı, okula gidiyordu hatta birçoğu. Aileleri zorla göndermiyordu çalışmaya, onlar daha küçücükken bu yükü kendilerine sorumluluk bilmişlerdi.Oyuncakları kimi zaman bir boya sandığı, kimi zaman sattıkları kağıt mendil paketleri, bazen yuvarladıkları taşlar, yerde buldukları içeçek kutusu oluyordu; onlara göre de olsundu, ne de olsa oyuncaktı, çevredeki insancıklar onlara kızmadığı sürece eğlendikleri birer malzemeydi işte, Türkiye malı oyuncaklar. Hatta kimisine göre de en az 2 kardeşleri daha olmalıydı ki 3 sayısını tutturabilmelilerdi, daha fazla aç, daha fazla açık, daha fazla gariban, daha fazla robotlaştırılmış, daha fazla düşünemeyen olmalılardı. Hem neyineydi ki sözüm ona "Büyük Adamların" düşünen çocuklar yetişmesini istemesi, aklı yaşam zorluğunda, kulakları karnının gurultusunda olan insanlar başka neyi düşünebilirlerdi ki?
Temel ihtiyaçlarınız zamlanmışsa düşünmesi unutturulmuş bir toplum olarak farkına varabilir misiniz? Farkındalık içerisinde olan insanların da saçma görsel bombardımanlar, uydurulmuş haberler, değiştirilmiş gündemler sayesinde asıl hatırlaması veya görmesi gerekenlerin dışında yaşaması anormal mi? Henüz küçük bir çocukken sefaletle karşılaşmışsanız vereceğiniz savaş toplumsal mı olur yoksa hayatta kalmak adına bireysel midir?
Peki bu çocuklar ne olacak? Peki bu çocuklar büyüyünce ne olacak ve nasıl olacak? Peki biz ne olacağız? Maaşlarımızla artık hangi temel ihtiyaçlarımızdan vazgeçmek zorunda olacağız?

Not: Kendi enflasyonunuzu öğrenmek için küçük fikir. Aylık market alışverişi fişlerinizden bir tanesini saklayın ve gelecek sene aynı dönemde markete gidip aynı ürünlerin fiyatlarını kontrol edin. Birilerinin şaka yaptığını anlayacaksınız... (Bizim evin enflasyonu -temel giderlerde: ulaşım, temel gıda, temizlik, zorunlu ihtiyaçlar (elektrik, su, ısınma vs.) %50 civarında)

Fotoğraflarlar İlgili Not: Üstten alta doğru Ankara/2009, Ankara/2007, Ankara/2007, Ankara/2007, İstanbul/2008. Ülkenin en büyük 2 şehrinden size birkaç fotoğraf, buyrunuz efendim.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Yeni yıla yeni başlangıç

Dün gece bir mesaj gelmiş facebook hesabıma, aynı mesaj deviantart'tan da gönderilmiş. Romanya'da faaliyet gösteren Dobruca Türk İşadamları Derneği 2010 yılı takvimi çıkaracakmış ve ülkemizin tanıtımı adına çeşitli kareler kullanacaklarmış. Benim fotoğraflarımdan birisini kullanmak için izin istemişler. Böyle mesajlar aldığım zaman içim kıpır kıpır oluyor. Zamanında fotoğrafçılık sitelerinde daha aktifken sık sık kitap/dergi/tanıtım gibi çeşitli mecralarda fotoğraflarımı kullanmak için izin isterlerdi ve bundan dolayı inanılmaz mutlu olurdum. Fotoğrafın yüksek çözünürlüklü halini kısa bir izin yazısı ile beraber gönderdim. Takvim çıktığı zaman bana da gönderecekler, hoş bir hatıra olacak. (Takvim için beğendikleri fotoğraf sol üstteki "Yeşil Vadi" Antalya-Oymapınar/2008)

Geçen hafta içi de bir arkadaşım mesaj attı (yine facebook'tan, hay Allahım bu teknoloji nelere kadir), televizyonda bir programda söyleşim çıkmış. Bir an duraksadım, üzerinden bir hayli zaman geçmişti. Tren projesi çekimi için yolculuk yapıyordum en arka vagonun en arkasında. Arkadaşım "Fotoğraf sanatıyla ilgileniyorsun anlaşılan" demiş. Sık sık işittiğim bir kelime, bana sanatçı denmesi pek bir rahatsız edici geliyor nedense. Sanatçı olabilecek kadar yetenekli ve üretken miyim diye sorgulamaya başlıyorum bir anda herşeyi. Programın kaydına da ulaşamadım. Zaten ne zaman televizyonda bir röportajın çıksa veya benzeri birşey olsa aksilik olur ki bunun hikayesi de çok eskilere dayanıyor :)

Yine yakın dönem içerisinde birşey daha oldu. Bununla ilgili uzun uzun söylenmeyi isterdim aslında. Tarım Bakanlığı'nın sergisinde fotoğrafım varmış ve şu anda sergi tüm ülkeyi dolaşıyor. En ufak bir fikrim, haberim yok. Ne bir teşekkür, ne bir isim. Sergiyi gezen arkadaşlardan birisi fotoğrafı görüp "Bu bizim Serhat'ın fotoğrafı" diyerek Ayça'yı aramış. Sergiyi görmek kısmet olmadı ama sergi fotoğraflarının yer aldığı cd'yi buldum (henüz o da elime geçmedi). (Tarım Bakanlığı'nın sergisindeki fotoğrafımda sağdaki -sanırım- Ankara/2007)

Ayça'ya evdeki küçük obje çekimlerinde kullanmak için bir masa lambası ile (evet evet bildiğimiz masa lambası) bir foto ampülü aldık. Ucuza mal oldu. Örnek çekimlerle böyle birşeyi sizin de yapabileceğinizi göstermek adına bir yazı hazırlayacağım. Sanırım bu haftasonu ancak yaparım.

Herkese tekrardan iyi yıllar dilerim efendim.

31 Aralık 2009 Perşembe

Nice Senelere

Umarım iyi bir sene geçirmişsinizdir ve daha da iyi bir sene geçirirsiniz. 2010 yılında mutlu ve en güzel kareleri yakalamanız dileğiyle.

Fotoğrafın yeni yıl ile bir alakası yok biliyorum, yeni yılla alakalı nasıl bir fotoğraf konulabileceğini bilemediğim için en azından neşeli birşeyler olsun istedim, kusura bakmayın artık :) (Ankara/2007)

28 Aralık 2009 Pazartesi

Küçük bir gezi

10 günlük bir koşuşturmacanın ardından pazar sabahı İlker Hoca'nın temel eğitim grubuyla birlikte Ulus, Ankara Kalesi, Samanpazarı bölgesine bir eğitim gezisi yapacağını öğrendik. Asistan olarak çağırdı bizi de. Uzun zaman olmuştu, kendim için şöyle çıkıp fotoğraf çekememiştim. İş için fotoğraf çekerken aldığınız keyif kendiniz için fotoğraf çekerken aldığınız keyfin yanında bir hayli zayıf kalıyor. Pazar günümüzü böylesi geçirme teklifine hayır diyebilme ihtimalim yoktu sanırım.

Ulus Heykel'de buluşup hep beraber Hal, Samanpazarı, Kale altı, Kale içi gibi yerleri dolaştık. Her zamanki gibi Arzu Kafe'de gözlememizi ve mantımızı yedik. Akşam olunca da Ulus Heykel'inin yan tarafındaki çarşının tam ortasındaki Akman Pastanesi'nde boza içtik ki Ankara'ya geldiğimden beri böyle lezzetli bir boza karşıma çıkmamıştı, kısacası herkese tavsiyemdir efendim.

Tabii ki eğitim grubu ile birlikte gidince zamanı tamamen kendinize ayıramıyorsunuz ancak birilerine bildiğim birşeyi anlatmak ve ufacık da olsa birşeyler katmak veya katmaya çalışmak da inanılmaz keyifli benim için.En azından kent estetiği veya çarpık kentleşme ile ilgili çektiğim fotoğraflara bir tane daha eklemiş oldum. En üstteki fotoğrafta da eğitim grubunun kediyi çekme çabası görülmeye değerdi :) İlk zamanlar birçoğumuz ilginç birşey olduğu zaman fazlasıyla odaklanırız ya da grup halinde bir yerlere gidildiğinde bir kişi bir kareyi gördüyse, diğerleri de yanına dizilir çekmeye başlarlar. Hoş bir örnek oldu bence.

Ankara Kalesi ve çevresi fotoğraf çeken birçok kişi için gidilebilecek bir yer. Dokusuyla, yaşamıyla, yapısıyla gerek detay/doku çalışanların, gerek belgesel çalışıp esnaf, işçi, varoş, kentsel sıkıntılar vs gibi konulara odaklanmak isteyenler için hatta moda fotoğrafı çekmek isteyen arkadaşların bile kullanabileceği bir yer bence. Üstten ikinci fotoğrafta da kalenin duvarının önünde bana gözlerini kocaman kocaman açıp baktığı için Ayça'ya teşekkür ederim :)

Çektiğim fotoğrafları genelde deviantart hesabıma yüklüyorum. Bakmak isterseniz http://ganara.deviantart.com adresinden beklerim efendim. Herkese iyi haftalar dilerim.

24 Aralık 2009 Perşembe

AFG-5 Son Günler

Sergi salonlarından bir görüntü.

5. Uluslararası Ankara Fotoğraf Günleri devam ediyor. Haftaiçi bir miktar sakinlik olmasına rağmen yine de etkinlikler akşamları izlenebilir ve sergiler gün boyu gezilebilir. AFG'de görevli olmanın yanısıra "Kentle Yüzleşme" konulu sergide fotoğrafımın da yer almasına çok sevindim aslında.

Eğer Ankara'daysanız ve fotoğrafa ucundan azıcık da olsa ilginiz varsa bekliyoruz efendim. Kapanış bu cumartesi olacak. Etkinliklerden birkaç fotoğraf ekleyip sözü bitirmek istiyorum.Fotoğrafta 50. yılını doldurmuş ustaları yanyana görmek ve onlardan birer cümle de olsa birşeyler dinlemek, ödül töreni ardından sohbet etmek inanılmaz keyifliydi. (Fotoğraf: Ayça KARAOĞLAN)
Etkinlikler sadece fotoğraf ile sınırlı değil elbette. A.Ü. Devlet Konservatuarı Modern Dans Bölümü'nün Images isimli sahne gösterisi, koro ve sergilerde müzik dinletisi gibi etkinlikler de vardı.

Bu da "Kentle yüzleşme" temalı sergide yer alan fotoğrafım. (Balat-2008)

15 Aralık 2009 Salı

Ara Güler

Maksadım Ara Güler'i size tanıtmak değil elbette, fotoğrafla ilgilenen herkesin tanıdığı ilgilenmeyenlerin de adını en azından bildiği gazeteci, belgesel ustası. Usta der ki "Fotoğrafçı çok dolu olmalı... Resim bilecek, müzik bilecek, tiyatrodan anlayacak, çok okuyacak, anında karar verebilecek, yani çok zeki olacak..."

Türk fotoğrafı denilince akla gelen birkaç isimden birisi, çoğu zaman da ilki. Bu sadece ülkemiz adına değil yurtdışında da geçerli. Sayısız ödül, kitap, yayın vs. Kelimelerin yetmeyeceği kişi. Hakkında atıp tutan çoktur hele ki fotoğraf forumlarında "Eskimiş o artık" "Nasıl sanat değilmiş efendim" "Yaptığımız işi küçümsüyor" "Huysuz ihtiyar" gibi sözlere sık sık rastlamak mümkün. Sevindiğim nokta en azından ölmeden iyi kötü değerini anladık, öldükten sonra da daha çok anlayacağımız insan.

Dediğim gibi kelimelerin yetmeyeceği fotoğrafçı, o yüzden bırakalım da fotoğrafları anlatsın. Ara Güler'in resmi web sitesi en sonunda açıldı. Girin, bakın. Teknik sorunları olan fotoğrafların bile tat verebileceğini görün. Ben kendi adıma onun fotoğraflarından çok şey öğreniyorum. http://www.araguler.com.tr adresinden bildiğimiz fotoğraflarının yanı sıra bazı gün yüzüne çıkmamış fotoğraflarını da izleyebilirsiniz.Üstteki fotoğraf Ara Güler'in Edirne Selimiye Camii'nde çektiği ünlü ve tanınmasını sağlayan fotoğraf. Ara Güler portresi kendi web sitesinden alınmıştır.

14 Aralık 2009 Pazartesi

5. Uluslararası Ankara Fotoğraf Günleri Etkinlik Programı

5. Uluslararası Ankara Fotoğraf Günleri'nin etkinlik programı son halini aldı. Etkinliklere (atölyeler hariç) ücretsiz katılabilirsiniz. Bütün fotoğrafseverleri bekliyoruz. Programı indirmek için şuraya, görmek için buraya tıklayabilirsiniz :)

FOTOGRAF SANATI KURUMU F S K
5.ANKARA FOTOGRAF GÜNLERİ 18-26 ARALIK 2009 PROGRAMI

18 Aralık 2009 Cuma

10:00 Anıtkabir Ziyareti ve Çelenk Konulması
19:00 Açılış Konuşmaları
*Açılış Gösterisi “Fotoğrafta 50. Yıl” Fotoğraf Gösterisi
*Fotoğrafta 50. Yıl Onur Heykelciği Töreni
-A. HALİM KULAKSIZ
-ALYAT BURÇ
-ERGİN MİNİSKER
-GÖKŞİN SİPAHİOĞLU
-GÜLTEKİN ÇİZGEN
-GÜNEŞ KARABUDA
-İBRAHİM ZAMAN
-İSA ÇELİK
-LÜTFİ ÖZKÖK
-HÜSEYİN TANBOĞA
-REHA GÜNAY
-Prof. SABİT KALFAGİL
-ŞAKİR ECZACIBAŞI
*Sergiler Katılım Belgesi Töreni
*Sponsorlar Katılım Belgesi Töreni

20:30-22:00 Sergilerin Açılışı ve Kokteyl
-ALİ FUAT ALTIN “Odun Kömürcüleri”
-ALİ İHSAN ÖKTEN “Gökyüzünde Çalışanlar”
-AMER KAPETANOVİC “Twice Christmas”
-ANADOLU AJANSI “Ödüllü Basın Fotoğrafları”
-BİRGÜL ERKEN “Suya Karışan Su Perisi: Allianoi”
-FERİDUN ÇELİKMEN “Kaybolan Kuzey”
-FİKRET ÖZKAPLAN “Dikkat Hayvan Çıkabilir!”
-FSK “Çamlıdere”
-FSK “Doğa ve Doğayla Yüzleşme”
-FSK “Kentle Yüzleşme”
-FOTOĞRAFTA 50. YIL
-IMRE SZABÓ “Black and White”
-KASK “Yüzleşme”
-KEMAL GÖK “Marmara Depremi”
-MEHMET DAĞ - ENGİN YAVAŞ “Dalmak Özgürlüktür”
-SELDA SALMAN ACAR “Doğaya Karşı Kentleşme”
-VEYSEL GÜNAY “1970’ler Anadolu’sunda Harman Yeri”

Yayın İmza Günü ALYAT BURÇ, FİKRET ÖZKAPLAN, GÜLER ERTAN, İBRAHİM ZAMAN, İSA ÇELİK, REHA GÜNAY, SABİT KALFAGİL
Poster Sunum -Prof. Dr. AYLA SAN “Türkçemize Sahip Çıkalım”
-KIRÇEV “Başkentin Anıt Ağaçları”
-DOĞA DERNEĞİ “Su”
-FİKRET ÖZKAPLAN “Anadolu Leoparı Yaşıyor mu?”
Dans Gösterisi A. Ü. Devlet Konservatuarı Modern Dans Bölümü “Images”

Fotoğraf Yarışması
Başlangıç: 18 Aralık 2009 saat 10:00
Bitiş: 26 Aralık 2009 Saat 21:00 “5. Ankara Fotoğraf Günleri En İyi Etkinlik Fotoğrafı”

Fotomaraton
Başlangıç: 18 Aralık 2009 saat 10:00
Bitiş: 21 Aralık 2009 Saat 21:00 “Yaşadığımız Kent: ANKARA”


19 Aralık 2009 Cumartesi

10:00-16:00 Seminer OKTAY ÇOLAK “Portre”
14:00-15:30 Seminer TEKİN ERTUĞ “Fotoğrafımızda Gelenek, Eleştiri ve Üslup Sorunu”
15:00-16:00 Yayın İmza Günü SITKI FIRAT, GÜLTEKİN ÇİZGEN, NECİP EVLİCE
15:50-16:00 Dans Gösterisi A. Ü. Devlet Konservatuarı Modern Dans Bölümü “4 Renk”
16:00-16:30 Fotoğraf Gösterisi İFSAK “50. Yıl Fotoğraf Gösterisi”
Fotoğraf Gösterisi ŞEVKET ŞAHİNTAŞ “Gecenin Öteki Yüzü”

16:30-18:30 Panel
“Yüzleşme” ATİLA CANGIR
Prof. GÜLER ERTAN
GÜLTEKİN ÇİZGEN
MÜKREMİN MUNGAN
MUSTAFA REŞAT SÜMERKAN
18:30-19:00 Fotoğraf Gösterisi BERKANT ÇOLAK “Mübadele”
Fotoğraf Gösterisi ERGUN KARADAĞ “Yüzümün Karası Alnımın Akı”
19:00-19:30 Film Gösterimi HALİL DİŞLİ “Fotoğraf Ustaları Fotoğraf Hakkında Ne Diyor?”
Belgesel Film Gösterimi, Müzik Dinletisi


20 Aralık 2009 Pazar

13:00-14:30 Seminer İSMAİL HAYKIR “Dijital-1”
14:30-16:00 Seminer GÖKER MÜFTÜOĞLU – İLKER ŞAHİN “Doğada Makro”
18:00-21:00 Yayın İmza Günü OZAN SAĞDIÇ, ÖZCAN YURDALAN
15:50-16:00 Dans Gösterisi A. Ü. Devlet Konservatuarı Modern Dans Bölümü “Images”
16:00-17:00
Fotoğraf Gösterisi AYKUT İNCE “Orman Yangınları”
Fotoğraf Gösterisi SAMİ GÜNER KUPASI “Kupa Alan Fotoğrafçıların 2009 Yılı Gösterileri”
17:10-17:50 Söyleşi ÖZCAN YURDALAN “Belgesel Fotoğrafta Yüzleşme”
18:00-19:00 Fotoğraf Gösterisi KAZIM ÇAPACI “Yakınlaşmalar”
Fotoğraf Gösterisi RIZA ÖZEL “İran 2003 Depremi - Lübnan 2006”
Fotoğraf Gösterisi OKAN YILMAZ “Yüzde Yüz”
Belgesel Film Gösterimi, Müzik Dinletisi


21 Aralık 2009 Pazartesi

19:00-20:00 Fotoğraf Gösterisi AGDES BAGHİRZADE “Portfolyo”
Fotoğraf Gösterisi AFAD “Son Ustalar”
Fotoğraf Gösterisi GÜLNAZ ÇOLAK “Sivas Katliamı: Madımak 2 Temmuz 1993”
20:15-21:00 Söyleşi BİRSEL MATARA
“Bireysel ve Toplumsal Yüzleşmede Fotoğrafın İşlevi”


22 Aralık 2009 Salı

19:00-20:00 Fotoğraf Gösterisi İRFAN GÜRAY “6 Kıtadan Doğa”
Fotoğraf Gösterisi YUNUS TOPAL “Toplumsal Olaylar”
Fotoğraf Gösterisi KÜLTÜRÇEV “Mogan’da Son Durum”
20:15-21:00 Fotoğraf Gösterisi AFSAD Doğa Fotoğrafçılığı Gurubu - “Sessiz Tehlike: ÇÖLLEŞME”
Söyleşi Prof. Dr. ÖNER ÇAKAR “Doğanın En Vahşi Yaratığı: İNSAN”


23 Aralık 2009 Çarşamba

18:00-19:00 Yayın İmza Günü GÜLCAN ACAR
19:00-20:00 Fotoğraf Gösterisi ZEYNEL YEŞİLAY “Kıbrıs”
Fotoğraf Gösterisi HÜRDOĞAN AYDOĞDU “Sokaklar-1: Grafitiler”
Fotoğraf Gösterisi GÜLCAN ACAR “Gelenekle Geleceğin Yüzleşmesi”
20:15-21:00 Fotoğraf Gösterisi AHMET BOZKURT “Zirveler”
Fotoğraf Gösterisi NİHAT KARADAĞ “Çatışma Ortamlarında Fotoğraf Çekmek”


24 Aralık 2009 Perşembe

19:00-20:00 Fotoğraf Gösterisi SAMİ TÜRKAY “Yazmacıların Yazgısı”
Fotoğraf Gösterisi ADNAN ATAÇ “İpek Şehir: BURSA”
Fotoğraf Gösterisi SERAP VURAL “Yüz Yüze Yüzleşme”
20:15-21:00 Fotoğraf Gösterisi DASK “DOGAY’da Yüzleşme”
Fotoğraf Gösterisi HABİP YANÇ “Kayıplar”


25 Aralık 2009 Cuma

19:00-20:00 Fotoğraf Gösterisi PAŞA İMREK “Doğunun Çocuk Yüzleri”
Fotoğraf Gösterisi İMRAN DOĞAN-MEHMET PINAR “Hangi Toprağın İnsanları?”
Fotoğraf Gösterisi UĞUR GÜNAY YAVUZ “Kendimle Yüzleşme”
20:15-21:00 Fotoğraf Gösterisi HÜSNA ALTIN “Işığın Büyüsü”
Fotoğraf Gösterisi BAYBARS SAĞLAMTİMUR “Kedah’ta Pirincin Öyküsü”


26 Aralık 2009 Cumartesi

13:00-14:30 Seminer HALİL DİŞLİ “Fotoğrafta Estetik Anlayış”
14:30-16:00 Seminer İSMAİL HAYKIR “Dijital-2”
15:00-16:00 Yayın İmza Günü ADNAN ATAÇ
16:00-16:30 Fotoğraf Gösterisi ERCAN ASLAN “Siyasetin Fotoğrafı”
Fotoğraf Gösterisi SELAHATTİN SEVİ “Rodos, İstanköy ve 12 Ada”
Fotoğraf Gösterisi MURAD SEZER “Ölümüne İntifada”
Fotoğraf Gösterisi MUSTAFA ÖZER “Darfur”

16:40-18:20 Panel
“Fotoğrafta Etik İlkeler ve Telif Hakları” Doç. Dr. ADNAN ATAÇ
ABDURRAHMAN ANTAKYALI
GÜNAY KİRACI
Prof. Dr. İSMAİL DEMİRDÖĞEN
ŞERİF ANTEPLİ
18:30-18:45 Fotoğraf Gösterisi “Fotomaraton Sonuçları”
Modern Dans Gösterimi ve Müzik Dinletisi
18:45-19:00 Kapanış Programı
20:00 Kapanış Yemeği

SALONLARDA YERALACAK DİĞER ETKİNLİKLER

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi 18-26 Aralık 2009


STANDLAR

- FSK Standı

Derneğimiz ile ilgili her türlü bilgi ve iletişim için, standımızdaki görevliler etkinlik günleri boyunca sizleri bekliyor. Ayrıca fotoğraf ustalarımızın satışa sunulmuş kitaplarını, FSK anı malzemelerini standımızda bulabilirsiniz.

Ankara’nın Fotoğraf Sektörünün öncüleri tanıtım, bilgilendirme ve satış standlarını etkinlik salonlarımızda sizler için hazırlıyor.

- ASDOĞAN FOTOĞRAF
- FIRAT COLOR
- FOTO UĞUR
- SERHAT FOTOĞRAF

FOTOĞRAF OKUMA MASASI

Fotoğraf ustalarımız, etkinlik günleri boyunca dijital ve baskı olarak getireceğiniz fotoğraflarınızı değerlendirecekler.

“5. AFG HATIRASI” FOTOĞRAF ÇEKİMİ

İSMAİL HAYKIR’ın objektifinden “AFG5 Hatırası” fotoğrafları çektirebilirsiniz.

İÇ MEKAN YAYINI

Konferans salonlarındaki etkinlikler, 9 gün boyunca Edessa Fotoğrafçılık tarafından projeksiyon ile sergi alanlarına aktarılacak.

BELGESEL FİLM GÖSTERİMLERİ

Etkinlik salonunda, HALİL DİŞLİ’nin yönetmenliğini yaptığı “Işıkla Gölge” belgeseli izlenebilir.

MODERN DANS GÖSTERİLERİ

Etkinliğimiz, Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı Modern Dans Bölümü’nün sunacağı “Yüzleşme” temalı modern dans gösterileri ile zenginleşecek.

MÜZİK DİNLETİLERİ

Sergilerimizi, açılış ve hafta sonlarına gelen günlerde, isimlerini daha sonra duyuracağımız sanatçılarımızın müzik dinletileri eşliğinde gezebilirsiniz.