30 Nisan 2009 Perşembe

National Geographic: The Photographers (Fotoğrafçılar Belgeseli)

"National Geographic fotoğraflarının her birinin sizi hayrete düşürecek bir öyküsü var. Dünyanın harikalarına açılmış bir pencere olan National Geographic Dergisi, uzun süredir okuyucularını şaşırtıyor. Şimdi sıra fotoğrafların arkasındaki unutulmaz insanları tanımada... National Geographic’in ünlü fotoğrafçıları ile keşiflerin ve “anı yakalamanın” keyfini çıkarın. Dünyanın en uzak köşelerine yapılan yolculuklara çıkın. Zorlu ve tüyleri diken diken eden maceralarını dinleyin. İşlerine olan tutkuları yüzünden karşılaştıkları tehlikelere ve günlük yaşamlarına tanık olun. Dünyaya Fotoğrafçılar’ın gözünden yeni bir perspektifle bakarken, tarihe geçen fotoğrafların arkasındaki öyküleri keşfedin." demişler belgeselin tanıtımında.Fotoğrafla ilgilenen herkesin izlemesi gereken bir belgesel diye düşünüyorum. Dünyanın en büyülü mesleklerinden birisi gibi gelen national geographic fotoğrafçısı olmanın zorluklarını da anlatan belgeselde tanıdığımız, en azından adı kulağımıza çalınmış fotoğrafçıları daha yakından tanıma ve fotoğraflarını görme ihtimalimiz de oluyor.

Yaklaşık 50 dakika süren bu belgeseli izlerken güldüğümüz ve aklımda kalan bir monologu da aktarmak isterim. Su altı fotoğrafçısı David Doubilet diyor ki:

Eğer mümkün olabilseydi düzenli bir yaşamı gerçekten isterdim. New York'ta yaşamak, asansöre binip aşağı inmek, kalabalığa karışıp fotoğraf çekmek isterdim. Hergün akşam yemeği için eve dönmek isterdim. Ama yapamam. Dünyanın öbür ucuna gitmem gerek. Öbür ucuna gittikten sonra da suyun altına girmem gerek.

Burada da belgeselin tanıtım filmi bulunmakta.

Hepinize iyi tatiller...

29 Nisan 2009 Çarşamba

Dijital Dersler-6 (Leke, sivilce vs temizleme)

En basit dille anlatmaya çalışacağım yine. Birçoğumuzun sıkıntısıdır aslında fotoğraftaki toz lekeleri, istenmeyen küçük noktalar. Gün olur çok güzel bir pozunuz olduğunu düşünürsünüz, bakarsınız ki sivilceniz kötü geliyor gözünüze. Buyrun size çözüm, bir fotoğrafta sivilce veya leke nasıl temizlenir?
Öncelikle Ulead Photo Impact programında nasıl yaptığımızı öğrenelim. Soldaki toolbox isimli menünün ikinci grubunun dördüncü sırasındaki clone brushların en üstündeki touch up tool'u seçiyoruz. Temiz bir bölgeye shift ile tıklayarak temizlemek istediğimiz bölgenin üzerinde faremizin (mouse) sol tuşu ile basılı tutarak çekiyoruz. İşlemi birden çok tekrarlama veya geri alıp tekrar yapma gereği duyabiliriz. Dikkat etmemiz gereken nokta, kopyaladığımız bölge temizleyeceğimiz bölge ile aynı veya yakın tonlarda olmalıdır. İşlemi gerçekleştirirken fotoğrafı büyüteç ile en az %100 yani 1'e 1 boyutuna getirirsek (yani büyütürsek) daha iyi sonuç alırız.
Adobe Photoshop programında bu işlem bir miktar daha kolaydır. Soldaki menünün ikinci grubunun ilk sırasındaki spot healing brush tool seçilir. Temizlenecek bölgenin üzerinden sol klik ile geçilir. Üstteki örnekteki gibi toz lekeleri ve sivilce benzeri istenmeyen görüntüler için basit bir çözümdür.

Kendiniz deneyerek sonuçları görebilirsiniz. Herkese iyi günler dilerim.

28 Nisan 2009 Salı

Kısa Gezimiz ve Güzel İnsan Gülce

Aslında bu küçük tur, yaşadığımız yoğun ve stresli dönemin ardından çok güzel oldu. Ayça ile beraber son bir yılda farklı rotalara ufak geziler yaptık. Hem fotoğraf çekmek açısından, hem yeni yerler ve yeni insanlar tanımak açısından keyifli oluyor bu turlar.

Ayça blogunda gezinin küçük bir özetini geçmiş ve fotoğraflar koymuş zaten, ben aklımda olan birkaç noktadan bahsetmek istiyorum.
Tümünü Yasla
video

Devam ettiğimiz proje için bir miktar erken gittik tren garına. Sabaha karşı da durduğumuz istasyonlarda, kimi zamansa kapıdan sarkarak veya pencere arkalarından fotoğrafladık demiryolu geçen yurt köşelerini. Fotoğrafları ve çalışmaları proje sonuna saklasak da küçük bir örnek video ekleyeyim dedim. Seri fotoğraflar ile oluşturduğumuz bunun gibi video çalışmalarını daha da büyütüp kısa film tadında görüntüler de çıkarmayı umuyoruz.

Sabah Zonguldak'ta yağmurdan kaçıp çay içmeye sığındığımız yerde "Siz buna yağmur mu diyorsunuz?" sözü aklıma takıldı. Yolunuz o taraflara düşerse yanınıza mutlaka yağmurluk veya şemsiye alın. Bir de madenci ve madeni anlatan, kısacası Zonguldak'ı anlatan heykelcikler uygun fiyatlı ve çok hoş. Giderseniz mutlaka alın, en azından görün derim. AKM'nin sokağında, sendikanın tam karşısında küçük bir dükkanda satılıyor bunlar.

Amasra şirin bir yer. Sezon tam olarak açılmadığı için hala bir sükunet hakim. Kafa dinlenecek yakın bir yer arayan Ankaralılar açısından ne kadar önemli olduğunu daha da iyi anladım. Gençler eğlenceli, insanlar canayakın. Denizi temiz, yeşili bol, tarih kokan ufak bir ilçe.

Amasra'ya uğrarsanız Ata Fırın'da birşeyler atıştırmayı ve kahvelerinin tadına bakmayı unutmayın derim. Hem yemeye doyamıyorsunuz hem de binbir çeşit kahveyi gençler büyük bir özen ve heves ile hazırlayıp size sunuyorlar. Fiyatlar da gayet makul merak etmeyin.


Uzun zaman önce fotoğraf sebebi ile tanıştığımız ve bizi oralara davet eden Gülce ile de nihayet yüz yüze görüşme imkanımız oldu. O kadar işinin arasında bizi karşılaması, sohbeti, güler yüzü. Kısacası bu gezi fotoğraf ve rahatlama konusunda bizi doyursa da Gülce'nin sohbetine doyamadık. Tekrar tekrar ziyaret etmeyi ve onun da buralara gelmesini gönülden diliyorum. Detay fotoğraflardan hoşlananlar için de deviantarttaki sayfasını ziyaret edip fotoğraf ziyafeti çekebilirsiniz.
Daha fazla fotoğrafımı görmek için sağdaki örnek fotoğraflarım yazan resmi veya bu yazının üstünü tıklayabilirsiniz.

27 Nisan 2009 Pazartesi

Dijital Dersler-5 (Renk Doygunluğu ve Keskinlik Ayarları)

Kısa gezimizden döndük. Geziden notlar aktarmadan önce fotoğraf derslerine devam niteliğinde bir yazı yazmak istedim. Yarın da geziden fotoğraflarla buluşuruz umarım.

Fotoğraf Çekmek-9 başlıklı yazıda bahsettiğim ışığın özelliklerine dijital olarak nasıl müdahele edeceğimize devam ediyoruz. Bir önceki dijital dersler yazısında auto levels özelliğini ve parlaklık/kontrast ayarını nasıl yapacağımızı yazmıştım. Şimdi ise doygunluk ve keskinliğe müdaheleyi ne şekilde yapacağımızı ve ne gibi değişiklikler olduğunu göreceğiz.

Hue and Saturation (Doygunluk): Her iki program için de menümüzde Hue, Saturation ve Lightness özelliklerini göreceğiz. Saturation özelliği doygunluğumuzu ayarlamaya yarar. -100 ve 100 arasında değişen değerler alır. Değer büyüdükçe renklerimiz daha canlı olurken, değer eksi yönde giderse renklerimiz soluklaşır (-100 bütün renkleri yok eder yani siyah beyaz elde edersiniz). Önceden de belirttiğim gibi, her fotoğraf canlı renklere sahip olacak diye bir kaide yoktur. Dijital olarak yapılan müdaheleler ile de fotoğrafın doğallığını bozmamaya gayret edip, ince bir çizgide ayarlarımızı yapmalıyız.

Nasıl çalıştırılır?
Ulead Photo Impact: Photo--->Color--->Hue and Saturation (Ctrl+E)
Adobe Photo Shop: Image--->Adjustments--->Hue/SaturationÖrnekte de görüldüğü üzere doygunluğun +100 olması fotoğrafı fotoğraf olmaktan çıkarmaktadır. +30 ve -30 değerleri ise nispeten normal aralıklar olup, özellikle kırmızı objelere bakarak farkı anlayabilirsiniz.

Keskinlik: Keskinliği gerek UPI'de gerekse PS'te Unsharp Mask filtresi/fonksiyonu ile sağlıyoruz. Sıklıkla kullanılan bu uygulama detaylardaki netliği arttırarak fotoğrafa bir miktar kontrast da ekler. Uygulamayı çalıştırmak için;

UPI: Photo--->Sharpen--->Unsharp Mask veya Easy Palette (sağdaki hazır menüde) içinde Photo Effects altında Unsharp Mask
PS: Filter--->Sharpen--->Unsharp Mask
Örnek fotoğrafımızda 2 fotoğraftan alınan kesitlere unsharp mask uygulanmıştır. Tam boyutta fark daha kolay belli olacaktır. Fotoğrafçılıkta keskinlik önemli görülür ve özellikle detay ve makro fotoğrafçılıkta keskinlik çok önemlidir. Fotoğraf makinelerimizin görüntü işlemcileri çektiğimiz görüntülere zaten bir miktar keskinlik eklemektedir. Ayrıca yeni nesil fotoğraf makinelerinin birçoğu, menülerinden keskinlik ayarı yapmaya imkan vermektedir.

Herkese iyi haftalar...

22 Nisan 2009 Çarşamba

Yola çıkıyoruz...

Verilmiş bir sözümüz vardı, Bartın'a gidecektik. Neredeyse bir sene oldu. Bu stresli dönemde, hazır 23 nisan tatili de olmuşken cumayı bağlayıp ufaktan kaçmak istedik. Hem sözümüzü tutacak, hem kafa dağıtacak hem de demiryolu hikayemize devam edeceğiz.

Bu gece Zonguldak'a doğru yola çıkıyoruz, elbette trenle. Öğlen Bartın'a, oradan da Amasra'ya. Cumartesi akşamı tekrar Ankara'da olacağız. Bol bol fotoğraf ve dinlence, dostlarla buluşma. Aman ne güzel :)

Bu arada bu demiryolu hikayesinden bahsetmek istiyorum biraz. Pilot ismi "tren" idi projenin. Sonraları "Demiryolu Hikayesi" demeye başladık. Proje sonunda aynı mı kalır, değişir mi bilemiyorum. 2007 yılının eylül-ekim ayı gibi başladık bu projeye. Kalabalık bir ekip, hatta belgesel atölyesiydik. Yavaş yavaş dağıldık, ufalandık ve sonunda tek başıma kaldığımı hissettim. Ayça, her zaman ki gibi en büyük destekçim, ben de varım dedi ve tekrar heyecan duymaya başladık.

10.000 km.den fazla raylar üzerinde yol aldık
2000 civarı fotoğraf çektik
Yüzlerce istasyon görüp, onlarca gar ziyaretinde bulunduk
Sayısız sohbetler yaşadık
4 mevsim treni çektik önce
4 mevsim de trenden yurdumuzu çekmeye başladık ve
1.5 yıldır aklımız, fikrimiz tren oldu...

2 senede bitirmeyi planladığımız projeyi sanırım uzatacağız. Çünkü bir türlü tatmin olamıyoruz. Bu yüzden de sürekli trenle seyahat ediyoruz. Artık bir yaşam biçimine bile dönüşmeye başladı demiryolu bizim için...

Hem bu demiryollarının birçoğunu, hem çocuk bayramını ve millet meclisini bize armağan eden Mustafa Kemal'i ve isimleri yazılan, bilinen veya bilinmeyen Türkiye'nin kurtuluş öyküsünün kahramanlarını saygı ile anıyoruz. İyi ki vardınız ve iyi ki hala varsınız...

Hepinize iyi tatiller, pazar günü görüşmek dileklerimle. Saygılar, sevgiler efendim...

Not: Fotoğraf 31.12.2007 tarihinde Ankara Garı'nda çekilmiştir.

Dijital Dersler-4 (Auto Levels ve Parlaklık/Kontrast)

Bir önceki fotoğraf çekmek başlıklı yazıda anlattığım değerlere dijital olarak nasıl müdahele edeceğimizi yazmaya başlıyorum. Bundan böyle daha kısa, daha parça parça anlatarak konulara değinmeye çalışacağım.

Auto Levels: Otomatik seviyeler diyebiliriz türkçe olarak. Hemen her fotoğraf işleme programında bulunur. Fotoğrafımızı açtıktan sonra auto levels tıklamamız kimi zaman yeterli olacaktır. Program, koyu ve açık alanları, oranları, renkleri vs hesaplayarak fotoğrafınızın ışık ve renk ayarlarında değişiklik yapar. Kimi zamansa hiç değişiklik yapmayabilir veya farkedilemeyecek kadar az olur. Her fotoğrafta denenip beğenilmediğinde geri al komutu kullanılacak bir seçenektir.

PS: Image-->Adjustments-->Auto Levels (Shift+Ctrl+L)
UPI: Photo-->Auto-Process-->Levels veya Adjust-->Auto-Process-->Levels

Brightness/Contrast: Parlaklık ve kontrast (zıtlık) ayarı. Değerler -100,0,100 aralığındadır. Aynı yönde kullanmak çoğu zaman daha iyi sonuç verecektir. Ayrıca değerleri 0'dan ne kadar uzaklaştırırsak fotoğrafın doğallığını bozma ve saçma bir hale getirme ihtimali artar.

PS: Image-->Adjustments-->Brightness/Contrast
UPI: Photo-->Light-->Brightness and Contrast (Ctrl+B)

Parlaklık/Kontrast uygulamasında (menüsünde) değişiklikleri fare ile veya istediğimiz değerleri girerek yapabiliriz.A- Önizleme (İşlemleri yaparken aynı zamanda fotoğrafınız üzerinde nasıl gerçekleştiğini görürsünüz)
B-Parlaklık ayarı
C- Kontrast ayarı
D- Sıfırla (Bu menüde yaptığınız işlemleri sıfırlar)

Alttaki şekilde 30'ar değer arttırarak veya azaltalarak parlaklık ve kontrastın etkisini göstermeye çalıştım. Siz de kendi fotoğrafınızda bu değerleri 5'er veya 10'ar arttırıp azaltarak daha iyisini bulmaya çalışabilirsiniz. Üst paragrafta da dediğim gibi değerler ne kadar büyürse o kadar gerçekten uzaklaşacak ve kötü sonuç verme ihtimali artacaktır.

21 Nisan 2009 Salı

Boşlukları doldurma mimi

Soldaki fotoğraf yanlış değilsem eskiden kalma tek siyah beyaz fotoğrafım. En soldaki kıvırcık ben, yanımdaki permalı annem, üçüncü sıradaki babam ve en sağdaki de ailemizin "Ne iş olsa yaparım abi" durumundaki diğer bireyi ağabeyim.

Ayça Hanım gönderdi bu mimi bana. Mimler çoğu zaman gereksiz gibi dursa da hiç tanımadığınız ve internet üzerinden birşeyler yazıp paylaşan insanları daha iyi tanıma fırsatı sunduğu ve arkadaşlıkları pekiştirdiği için eğlenceli buluyorum. "Bu da mı mim yazmış" gibilerinden tepki gösterenlere de sonsuz saygım var. Ancak mim geldiği için Ayça'ya da saygımdan daha fazla geciktirmeden yapmak istedim.

1. Çocukken ............... kaçırdım. ...İstanbul'un güzelliklerini daha fazla yaşamayı...

2. Çocukken ............... yoksundum. ...Bademcikler ve hassas bünye yüzünden sağlıktan...

3. Çocukken ............... yaralanmış olabilirim. ...Üç tekerlekli bisikletten sırt üstü düşüp böbrek kanaması geçirmiş, kan gelen idrarımı "sabah tarçın içtim ya o yüzdendir" diye bakıcımı kekolamış hatta hastaneye kaldırılmış ve..

4. Çocukken ............... olmayı hayal ederdim. ...Bilgisayar oyunları yapan ve test eden bir programcı ya da kaleci...

5. Çocukken ............... isterdim. ...Kendime ait bir fotoğraf makinem olsun...
6. Evimizde asla yeterli .......... olmadı. ...Benim aralıksız sorularıma cevap verecek ve beni dinlemeye yetecek insan... (Malesef canlarından bezdiriyordum, şimdilerde yaptığımın aynısını bize kedimiz yapıyor)

7. Çocukken daha fazla ........... ihtiyaç duyardım. ...Babamla vakit geçirmeye... (O da, ben de çok isterdik bunu biliyorum. Bir daha dünyaya gelse aynı hataları yapıp, annemi o kadar sinirlendirip boşanmaya kadar uzatmazdı sanırım hiç bir şeyi)

8. Bir daha asla .......... göremeyeceğim için üzgünüm. ...Dedemi... (Gerçi hiç görmedim ama onu tanıyıp sohbet etmeyi ve herkese yaptığı gibi bana da birşeyler öğretmesini çok isterdim. Nur içinde yat Memiş Öğretmen)

9. Yıllar boyunca ......... merak ettim. ...İstanbul'dan memlekete taşınmamış olsaydık ve okul tercihlerim kendi istediğim gibi olsaydı şimdi nerede ve ne yapıyor olacağımı...

10. ............. kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım. ...Para kolleksiyonundaki... (Muhtemelen o özel seri ve sınırlı üretim paraları harcadım :D)
Boşlukları doldurması için mimi Yelda ve Ful ve Bahar'a paslıyorum. Vakit bulur da yapmak isterseniz sevinirim.

Bol fotoğraflı günler dilerim herkese...

15 Nisan 2009 Çarşamba

Yerini verme!..

Şimdi yazacağım yazı birçoğunuz için garip gelebilir. Bir fotoğrafçının topluma ve çevresinde gelişen olaylara karşı duyarlı olması gerekir değil mi? Aslında bu da uzun zamandır çevremde olan bir durum ve arada bir sinir seviyemi maksimum düzeye getirebiliyor.

İstanbul'da yaşarken sadece belirli hatlarda yaşadığım bu sorun ile ülkemin başkentinde hemen hemen toplu ulaşımı her kullandığımda karşılaşıyorum. Önceki yıl minibüste yer veriyorum diye dalga geçildikten sonra bir sene boyunca kılımı bile kıpırdatmadım o minibüs hattında. En azından mesafe yakındı ve minibüse para verip biniyor ve oturma hakkımı kullanıyordum.

Ayça Hanım ile evlenip evimizi şehrin bir miktar dışına taşıdıktan sonra metro ve belediye otobüsü gibi araçlarda, hele ki uzun mesafelerde oturarak yolculuk etmek hep beni rahatsız etti. Küçük yaşlarımdan beri otobüsteki yerimi ikarusun arka demirinin üstü olarak bellediğim için koltuklar bana hep soğuk gelmiştir. Eninde sonunda benden fiziksel olarak daha zayıf (yaşça büyük, bayan, hasta, çocuklu, alışveriş yapmış vs) birisi mutlaka binecektir dolu otobüse ve ben ayakta durma becerisini gösterebilirim.

Belki de pragmatist bir düşünce olarak kabul edebilirsiniz ancak hayatın adaletine inanırım. Zor durumda olduğum günler geldiğinde, benim bugünkü davranışlarım bana pozitif olarak dönecektir diye varsayarım. Ne yazık ki bacağımdaki lif koptuğunda, üzerine basamaz halde belediye otobüslerinde zıplaya zıplaya giderken yanlış hatırlamıyorsam 1 (bir) kişi yer vermişti bana, yine de gencim, sorun yok...

İşe gidip gelmek için günlük ortalama 70-80km yol yaptığım (iş yerimin servisi var iyi ki), bir yandan okula gidip bir yandan da diğer aktivitelerim ile uğraştığım düşünülürse yoğun ve yorucu bir hayata sahip olduğumu iddia edebilirim.

Bu şartlarda bile, dün yarı topallama durumunda, sağlık olarak bir miktar kötü, sınavdan çıkmış bir halde akşam ankaray-metro-otobüs üçlemesi ile evime dönmeye çalışırken, veledini yanına almış ve alışverişe çıkmış bir anne müsveddesine "Pardon" diye seslenerek yer verme ihtiyacı duydum. Suratıma bile bakmadı, beni iterek geçti oturdu. Elimde iki tane çanta olmasına rağmen, kendi torbalarını önüme koyup çantalarımla durmamı engelleyecek pozisyon aldı. Bebesi de benim okuma yazma öğrendiğim ve satranç oynamaya başladığım yaşlarda, henüz annnesine "ene", metroya "betri" demeyi becerebilen bir çocuk. Kadın 1.75 boylarında, gözlüklü, öküz gibi birşey. Ulus'tan bindi, Demetevler'de indi. 30'lu yaşlarda, dışarıdan bakınca da gayet modern tipi var. Aslında fotoğrafını çekip teşhir etmeyi çok istedim ama ne makinemi çıkarabilecek halim vardı ne de o öfke ile gözlerimi ondan ayırabildim. Bir kere yüzüme bile bakmadı.

Ben mecbur muyum lan size yer vermeye? Ne zaman bu kadar şerefsiz hale geldik Türkiye halkı? Ne zamandan beri değerlerimizi, nezaketi, kibarlığı hatırlamıyoruz? "Teşekkür ederim evladım/beyefendi" sözünü duymak ve söylemek neden bu kadar zor olsun?

Bir gün otobüste veya metroda yukarıdakine benzer "Sakın yer verme" tarzı afiş, küçük kağıt vs ile karşılaşırsanız bilin ki ben yaptım. Elimden geleni yapacağım da. Bundan sonra bana teşekkür edileceğine veya gülümseme ile karşılanacağıma inanana kadar bir kişiye bile yer vermeyeceğim. Vicdanım da çok rahat.

Lanet olsun sizin gibi yetişkinlere. Siz mi yeni nesillere örnek olacaksınız? Hah, kıçımın kenarı...

14 Nisan 2009 Salı

Fotoğraf Çekmek-9 (Işığın Özellikleri)

Bir sonraki dijital dersimiz için gerekli olabilecek bazı bilgiler vermem gerektiğini düşündüm. Fotoğrafın ışık ile yazmak olduğunu önceden söylemiştim. Işık en temel değerimiz ise, bir takım özellikleri olduğunu da bilmemiz gerekir.

Işık kaynağının türünün yanında ışığın dört ana özelliği vardır. Bunlar; ışık şiddeti, kontrast, renk ve ışığın yönüdür. Işığın yönü ile ilgili kısa bir bilgiyi fotoğraf çekmek-2 başlıklı yazıda vermiş ve internette bununla ilgili birçok bilgi kaynağı olduğunu söylemiştik. Şimdi diğer üç özelliğimize değinelim;
Detay ve makro fotoğraflarda keskinlik daha önemlidir. Bununla birlikte doygunluğun ölçüsünü kaçırmamamız, parlaklığı ve kontrastı da dengeli ayarlamamız gerekir. (2007-Halfeti)

Işık Şiddeti: Işık kaynağının belirli bir yönde yaydığı ışığın gücünün bir ölçüsüdür. Makinelerimiz ve ışık ölçerler (pozometre), gördüğü cismin üzerinden yansıyan ışığın şiddetine göre pozlama yaparlar. Parlaklık ayarını hepimiz bir şekilde duymuşuzdur, hem günlük hayatta kullandığımız televizyonlarda, bilgisayar ekranlarında hem de dijital işleme programlarındaki parlaklık ışık şiddetini arttırmak veya azaltmaya yarar. Şiddetli ışık parlaktır diyebiliriz.

Kontrast: Kısacası karşıtlık, zıtlık demektir. Fotoğraf karemizdeki aydınlık noktalar ile karanlık noktalar arasındaki fark kontrasttır. Kontrast arttıkça aydınlık bölgeler daha aydınlık, karanlık bölgeler daha karanlık olur.

Fotoğrafını çekeceğimiz cisim tek yönden aydınlanıyorsa (örneğin spot, el feneri vs) kontrast yüksek, hemen her yönden eşit biçimde aydınlanıyorsa kontrast düşük olur. Cam, hava gibi ışığın dağılmasına sebep olan maddeler ile kar ve kum gibi yansıtma özelliğine sahip nesneler de kontrastı azaltır.

Renk: Işığın üç ana renk bileşeni vardır. Kırmızı (Red), Yeşil (Green) ve Mavidir (Blue) [RGB]. Bütün renkler bu ana renklerin değişik oranlarda karıştırılması ile oluşur. Her türlü kaynaktan gelen ışığın da bir rengi vardır. Örneğin mum alevi %75 kırmızı, %17 yeşil ve %8 maviden oluşurken güneş ışığının rengi %33 kırmızı, %33 yeşil ve %33 maviden oluşur.

Renk konusuna ek olarak renk sıcaklığına da değinmek gerekir ancak bunu ayrıca beyaz dengesi (white balance) konusu ile beraber detaylıca yazmak istiyorum.

Işık konusuna ek olarak keskinlik konusundan da bahsetmek gerekir.

Keskinlik: Fotoğraftaki objelerin birbirinden ayrılmasını sağlayan netliktir diyebiliriz. Keskin fotoğraflarda detaylar daha belirgindir. Her fotoğraf keskin olmalıdır diye bir kural yoktur. Buradaki keskinlik ile elimizin titremesinden kaynaklanan netsizlik birbiri ile tamamen alakasızdır. Yani net çekmediğimiz bir fotoğrafı net hale getirmek malesef ki mümkün değildir.

Keskinlik parametresi kullandığımız lens, ışık şartları (kontrast keskinliği arttırır, bunun yanında dijital işleme programları ile vereceğimiz keskinlik de kontastı arttırmış olur), ISO değerleri (Düşük ISO değerlerinde daha keskin fotoğraflar elde ederiz) ile bağlantılıdır.

Doygunluk: Bu değer arttıkça renkler daha canlı hale gelir, doygunluğu az olması ise renklerin daha soluk olması anlamındadır. Dijital olarak bir fotoğrafa fazladan doygunluk verdikten sonra görüntü gözümüze güzel görünse de baskıda hiç istemediğiniz sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Zaten her fotoğraf canlı ve rengarenk olacak diye bir kural da yoktur.

Herkese iyi günler efendim.

Aynı fotoğrafın dört farklı hali, ikinci sıradaki fotoğraf daha parlak, üçüncü sıradaki daha kontrast, dördüncü sıradaki ise daha keskin. Fotoğrafın sadece parlak, sadece yüksek kontrastlı veya sadece keskin olması önemli değil, bu parametrelerin birbiri ile dengeli şekilde olması esastır. (2008-Eminönü)

13 Nisan 2009 Pazartesi

War Photographer (Savaş Fotoğrafçısı)

Belki bir kısmınız bu filmi duydu veya izledi. Fotoğrafa meraklı olup da izlemeyen varsa şiddetle tavsiye edeceğim. Film, fotoğraçı James Nachtwey'i konu alıyor. Özellikle belgesel fotoğraf çekenler için hem görsel, hem de ders niteliğinde diyebiliriz. James Nachtwey'in kim olduğunu öğrendiğimde ilk gördüğüm şey onun "Eskiden bir savaş fotoğrafçısıydım, artık savaş karşıtı bir fotoğrafçıyım" sözüdür. Resmi web sitesinde fotoğraflarından örnekleri bulabilirsiniz. Filmin resmi web sitesi ise http://www.war-photographer.com. Her ne kadar tasvip etmesek de bazı internet sitelerde filmin kopyasını bulmanız mümkün.
***

Ayça Hanım kendi blogunun yüzünü değiştirince benimkine de el atma ihtiyacı duydu. Benim beğendiğim şablon buydu ama blogspot'taki problemlerden dolayı yapamamıştık. Şimdi ise ufak tefek değişikliklerle (özellikle banner) blogumun yeni yüzünü umarım beğenirsiniz.

***

BloXoo diye bir site var, blog listesi gibi birşeyler işte. Sanırım Öykü'nün blogunda görmüştüm bununla ilgili bir yazıyı. Biz de üye olduk, hadi hayırlısı :)

***

Son yazımda da belirtmiştim, bu aralar çok fazla fotoğrafla ilgili bilgi verici girdi yapamadım diye, bu yazıda da tekrar kusuruma bakmayın diyorum. Gerçekten yoğun bir dönem. Anlayışınız için teşekkürler.

İyi günler efendim.

10 Nisan 2009 Cuma

Hava değişimi

Neler olduğunu anlayamadığım bir durum var. Herşeyi unutuyorum, hatta ne unuttuğumu bile unutuyorum bu aralar. Yataktan kalkmak istemiyorum, yerimden hareket etmek istemiyorum. Başladığım işler yarım kalıyor. Kafamı taktığım birşey olmadığı için hatta sıkıntımın belirli bir kaynağı da olmadığı için çözümüm yok gibi. İki üç gündür bol bol blog ve fotoğraf sitesi gezip baktım, ondan bile keyif alamadım. Biraz kendim için fotoğraf işledim. Şu kulağımdaki tüy de canımı çok sıkıyor Ayça, yardım et :)

Blog için dijital ders yazısı yazdım sildim, kompozisyon yazısı yazdım sildim. Yazıları bile oturtamıyorum kafamda. Sanırım birkaç gün daha böyle devam eder. Takip edenler kusuruma bakmasın.Haftasonu fotoğraf çekerek geçiririz muhtemelen, umarım güzel birşeyler çıkar. Geçen haftadan kalma bir fotoğraf paylaşarak yazımı bitiriyorum. Bir alışveriş merkezinde, muhtemelen yemeğe giden görevlilerin bıraktığı araç bu. Oha be ambulans görevlileri, özürlü müsünüz?

8 Nisan 2009 Çarşamba

Akıllı Blog Ödülü ve Photoshop Dersleri


Ayça bana bu ödülü vermiş :)

Ödülle ilgili de bir takım kurallar varmış efendim;
1- Ödülü veren kişinin linkini yayınlamak
2- Ödülü verdiğin kişilere mutlaka haber vermek
3- Bu ödülü verdiğin kişilerin linkini vermek

Ben ödülü verirken bir miktar zorlandım çünkü takip ettiğim birçok kişi zaten almış, ben sona kalmışım. Titan saadet zinciri gibi büyüyor maşallah bu tip hareketler :)

Ödüller de aşağıdaki arkadaşlara gidiyor;
Türünün Son Örneği
Ful Yaprakları
Haydins

***

Sevgili Bahar arkadaşım blogunda photoshop ile ilgili yazılar yazmaya başlamış. İlginizi çekerse buyrun buradan yakın, kendisi yabancı değildir, her türlü sorunuzu da cevaplayacağına eminim.

7 Nisan 2009 Salı

Fotoğraf Çekmek-8 (Bakış Açınızı Değiştirin)

Üyesi bulunduğum fotoğraf derneğinde de diğer ortamlarda da kavgasını verdiğim konuların başında gelir bakış açısı. Herkes bir şekilde doğru pozlamayı öğrenecektir, hatta gelişen teknoloji bunu öğrenmenize gerek bırakmaz. Normal ışık şartları altında yeni nesil makineler en iyi tercihi sizin yerinize yapar zaten.

Peki herkesin doğru fotoğraf çekebilme ihtimalinin olduğu günümüzde iyi fotoğraf çıkarmanın esasları nedir? Emekli olduktan sonra şehrin çevresindeki bütün mesire alanlarını gezip manzaraları görüntülemek midir? Yoksa hali hazırda güzel olan şeyleri objektifinize hapsetmek midir?

Bana kalırsa önceliklerden birisi de bakış açımızı değiştirmektir. Ortalama 160-170 santimetre yükseklikten çekilmiş fotoğraflar zaten bizim gözümüzün gördüğü açıyı verir. Bize farklı birşeyler sunmalı ki fotoğraf ilgi çekici olsun.

Çocuklar sağdaki fotoğrafta boy hizasından çekilmiş ve çok fazla etkileyici yanı olan bir kare olduğu söylenemez. Soldaki fotoğrafta ise tekerleğin hizasından çekilen fotoğraf daha etkileyici ve hoş olmuş. (2007-Şanlıurfa)

İşte bu yüzden fotoğraf çekerken yere yatmak, yükseğe çıkmak, kenara geçmek gibi farklı yönlerden deklanşöre basmayı deneyin. Örneğin bir çocuk fotoğrafı çekecekseniz, onu üstten ezmek yerine boy seviyesine inip karşısından çekin. Yahut bir ağacı tam karşıdan dik açı ile çekmektense yere eğilin hatta yatın. Evdeki objelerimizi çekerken de tam tepesinden çekmek yerine obje ile eşit seviyeden fotoğraf çekip yaratıcı yönlerinizi ortaya çıkarmaya çalışın.Ayça Hanım bu fotoğrafı tepeden çekmek yerine bir miktar aşağıdan görüntüleyerek yaptığı ekmeği daha çekici hale getirmiş. (Bıçak ve ekmek tahtasının konumuzla alakası olmasa da aksesuar olarak kullanılması, sadece ekmek görüntüsünden daha iyi olmuş)

Bakış açısının iyi yönü veya daha güzel yönü vardır diye bir iddia ortaya atmak abes kaçar. Güzel olduğunu düşündüğünüz bir görüntü varsa farklı açılardan çekerek en iyisini bulmaya çalışın.

Sıkıntılı hafta sürecim devam etmekte, bu yüzden daha kısa ve daha öz bir konuyu ele aldım. İyi haftalar herkese.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Sıkıcı da olsa...

Her ne kadar sıkıcı bir şehirde yaşıyor da olsak güzel şeyler hiç de yok değil elbette. Bir kere en sevdiğim yanımda daha ne isterim, üzerine arkadaşlar da eklenince. Tabii ki bir de kaşarlı mantarlı var, şiddetle tavsiye ederim. Yanında bira gayet şık duruyor, alkol kullanmıyorsanız seçenekler mevcut.O zamanlar Ayça Hanım henüz Ankara'ya gelmemişti, Deha ile beraber iş çıkışları gider lahmacun bira yapardık, o sırada keşfetmiştik bu mucizeyi Inn Cafe'de. Şimdilerde Deha da eksik bu şehirde. Inn, Sakarya Caddesi'nde, Kızılay'da. Hazır bu yoğun ve halsiz dönemimdeyken siz de fotoğraf yazısı okumaktansa birşeyler atıştırırsınız.

Afiyet olsun efendim...

3 Nisan 2009 Cuma

Dijital Dersler-3 (Fotoğrafı Kırpmak)

UPI: Ulead Photo Impact (Bendeki versiyon X3)
PS: Adobe Photo Shop (Bendeki versiyon CS:2)

Fotoğraflarımıza kimi zaman istemediğimiz cisimler girer. Bazen de konuyu daha belirgin kılmak adına yakınlaştırmamız, fazlalıkları atmamız gerekebilir. Bunun için crop tool kullanıyoruz (Şekil1a: UPI, kısayol "R"; Şekil1b: PS Kısayol "C"). Fazlaca ihtiyaç duymasak bile her iki programda da perspektif kırpma seçeneği bulunmaktadır. UPI'de crop tool'un yanındaki oka tıklarsak altta, PS'te ise crop toolu tıkladıktan ve kırpma yerini seçtikten sonra üst menünün hemen altında tıklanabilecek bir kutucuk şeklinde.Kırpma işlemini yaparken fotoğraın en/boy oranlarını da düşünmemiz gerekbilir. Örneğin 18x24 cm bastırmak istediğimiz bir fotoğrafı 3:4 oranına sadık kalarak kırparsak baskı merkezinde sürprizlerle karşılaşmayız.1 numaralı fotoğraf orjinal görüntü. 2 ve 3 numara ise 4:3 oranında kırpılmış. Eğer baskıdan önce siz ayarlama yapmazsanız 2 numaralı fotoğraftaki gibi istemediğiniz durumlarla karşılaşma ihtimaliniz olasıdır. Fotoğrafta olmasını istediğimiz çiçek neredeyse kadrajdan çıkmış.
Ben kırpma işlemlerini genelde UPI'de yapıyorum. PS'te böyle oranlı kırpma seçeneği yok sanırım, arkadaşlara da sordum bilen yok. Kenar boyutlarına göre kırpma var, bu da fotoğrafınızın boyutunun değişmesine sebep olabiliyor. Bu yüzden anlatımlarımı UPI'den yapmayı tercih ediyorum.Yukarıdaki görüntüde koyu bölge kırpılacak kısımdır. Köşelerden veya kenarlardan fare ile tutup çekerek kırpılacak bölgeyi ayarlayabiliyorsunuz.
A: 1/3 kuralına göre kırpma işlemi yapar. Burayı tıkladığınızda kılavuz çizgilerini görürsünüz.
B: Altın orana göre kırpma işlemi yapar.
C: Kırpmak için seçtiğiniz bölgenin sol üst köşesinin koordinatı (Fotoğrafın sol üst köşesi 0;0 kabul edilir).
D: Kırpıldıktan sonra fotoğrafınız oluşacak boyutu. (Piksel olarak)
E: Hazır kırpma oranları. Soldaki kutucuğu işaretleyerek oranlı olarak fotoğrafınızı kırpabilirsiniz.
F: Buradan manuel kırpma oranı ayarlanır. Örneğin hazır oranlarda olmayan 1:1 oranını seçmek için burayı işaretleyip kutucukları 1 işaretlemeniz gerekir.
G: Soldaki kırp, sağdaki ise vazgeç demek. Ayrıca fotoğrafın üzerine çift tıklayarak da kırpma işlemine onay verebilirsiniz.

Oranlarla ilgili kısa bilgi;

3:2= Fotoğraf filminin oranıdır (36mmx24mm). Bu yüzden günümüzdeki dijital refleks makinelerde çoğunlukla bu oran tercih edilir.
4:3= Televizyon standardı. Kompakt ve like slr diye tabir edilen dijital kameralar da çoğunlukla bu oranı kullanır. Bazı orta format makinelerde de (örneğin Mamiya 645) bu oran kullanılmıştır.
16:9= HD TV oranı. Yeni nesil video oranıdır. Gözün bu orana yakın gördüğü ve bu tarz kareleri algısının daha iyi olduğu yakın zamanlarda ortaya atılmış bir durumdur.

Makineniz hangi oranda çekerse çeksin kırparken göz önüne almanız gereken oran, sizin daha sonra görüntüyü hangi amaçla kullanacağınız ile ilgilidir.

Herkese iyi günler dilerim...

Fotoğraf Çekmek-7 (Altın Oran: 1/3 kuralı)

Fotoğrafçılıkta 1/3 kuralı diye de geçer. İlk önce altın oran ne demektir bununla ilgili birkaç cümle yazıp bilgilendirici linkleri vereceğim.

Varsayıma göre doğanın estetik temelini oluşturan orandır ve 1,618 olarak bulunmuştur. Bu oran aynı zamanda fibonacci serisinin 144'ten sonra yer alan sayılarının bir öncekine oranıdır. (Fibonacci Sayıları: 0-1-1-2-3-5-8-13-21-34-55-89-144-233-377-610-987... Bir sonraki sayı önündeki iki sayının toplamına eşittir). Altın orana ait bir de hesaplama vermişlerdir ki bu da (1+kök5)/2'dir (Bu da eşittir 1,618). Bilim insanlarının iddia ettiklerine göre mikroorganizmalardan tutun da insan vücudunun bütünü hatta parçaları bu orana uyar. Hatta çam kozalakları, ağaç yaprakları serileri vs fibonacci sayılarını takip eder derler. Mısır piramitleri, yunan heykelleri hatta mona lisa tablosu bile bu orana uyar denir. Buyrun size birkaç link: Popüler Bilgi - Wikipedia - Estetik.com

Bu kadar karmaşık durumda fotoğrafta 1,618 veya 0,618 oranını yakalamaya çalışın demek yerine fotoğraf üstadları bunu 1/3 kuralı diye basite indirgemiştir. (Oh ne de iyi etmiştir).

Fotoğraftaki bu kural ise şöyledir; fotoğraf karenizin dikey ve yatay kenarlarını üçe bölüp karşı kenara çizeceğiniz çizgiler kılavuz çizgileriniz ve bunların birleştiği noktalar ise altın noktadır (Şekil-1). Merkeze yerleştirilmiş bir cismin fotoğrafa durgunluk katacağı düşünülür. O yüzden cisimlerin veya ilgi çekmek istediğimiz noktanın altın noktaya yakın veya üzerine oturtulması gerektiğine dikkat çekilir. Örneğin bir portrede, gözün altın noktaya oturtulması gerektiği söylenir.
Yukarıdaki iki fotoğraftan soldaki 1/3 oranına uymakta. Bir duvarın üzerinde oturan, boşlukta tek başına bir adam. Sağdaki fotoğraf ise aynı duyguyu yaşatmak daha uzak. (2007-Ankara)

Manzara fotoğraflarında ise ufuk çizgisini tam ortaya yerleştirmek yanlıştır. Çektiğimiz manzaranın bizim için daha çok estetik veya anlam eden bölgesine daha fazla yer vermemiz gerekir. Böylece fotoğraflar daha dinamik bir hale gelecektir.Yukarıdaki fotoğrafta dağlar ile yer, ufuk çizgisinin altında kalan kısım ile üstte kalan kısım 1/3 kuralına uymakta. Ufuk çizgisi ortadan geçen manzara fotoğrafları ortadan geçmeyene göre daha az estetik bulunur. (2008-Antalya)

Tabii ki bu altın oran mevzusu bu kadar da kısa anlatılabilecek bir konu değildir. Altın dikdörtgenlerden altın üçgenlere kadar sayısız varsayım ve estetik ölçütü bulabilirsiniz. Kim bulmuştur bu altın oranı diye soracak olursanız da henüz bilinmemekte, çok eskiye dayanmaktadır denir.

İyi bir haftasonu geçirmeniz dileklerimle efendim.